BEN VARIM YA SİZ?

İzinden gittiğimiz Ata'mıza ve köklerimize tutunsak, bambaşka bir ülke var etmek üzere yola çıksak, yeni yüzyılında Cumhuriyet tarihimizi adaletle, eşitlikle, çağdaş bir medeniyet olarak yazsak, hem kendimizin hem de bize emanet edilen bu ülkenin hakkını vermiş olmaz mıyız?

Bu çağda sansür, bir gerçeği yasaklayarak değil, o gerçeği pek çok yalanın içine saklayarak yapılıyor. İşte tam da bu nedenle komplo teorisi üretmek artık otoritelerin uzmanlaştığı bir alan. 
Prof. Dr. Selçuk Şirin


“KOMPLO TEORİLERİNİN PSİKOLOJİSİ” 

Prof. Dr. Selçuk Şirin “Komplo Teorilerinin Psikolojisi” başlıklı yazısında, eskiden sansürün bilginin dolaşımını engellemekle yapıldığını; ama günümüzde değişen şartlarla merkezi yapıların iletişimi kontrol edemez hale geldiğini, buna karşılık hepimizin gözlerinin önünde duran gerçekleri yalanlarla bulanıklaştırıp, birkaç sansasyonel “açıklama”yla da üstünü kapatma yoluna gittiklerini yazıyor. 
Peki, bu komplo teorilerine, illaki varlığımıza kasteden dış güçlere, ilgili ilgisiz her taşın altından aynı oyuncuların çıkar olmasına, olmaz; ama varsa bir açıkları onunla da hesaplaşmak yerine umarsızca tolere etmeye, hatta helalleşip konuları kapatmaya meyledenler kimler? 
Hollandalı bilim insanı, davranış bilimci Jan-Willem van Prooijen tarafından 5 bin kişiyle yapılmış olan bir araştırma gösteriyor ki, eğitim seviyesi düştükçe komplo teorilerine inanç artıyor, aynı şekilde insanların hayatta sahip oldukları güç de azaldıkça komplo teorileri hedefine ulaşıyor.

“BASİT OLANA İNANARAK HANGİ GERÇEĞİ GÖZDEN KAÇIRIYORUM?”
Zihinsel tembellik, belirsizliklerden, karmaşık problemlerden kaçınmak, olayların bilimsel, tarihsel, ideolojik, sosyolojik boyutları için kafa yormamak, yerine basit bir komplo teorisine saplanmak bazılarımızın kolayına gidiyor. Böyle zamanlarda Prof. Dr. Selçuk Şirin’in peşinden gitmemizi önerdiği bir soru var: “Basit olana inanarak hangi gerçeği gözden kaçırıyorum?”

1984!
George Orwell’in distopik romanlarından olan “1984”ü de anımsamadan edemeyeceğim. Büyük Birader, Yenisöylem, Eskisöylem, Geçmişin Değişebilirliği, Düşünce Polisi, Suçdüşün, Çiftdüşün, Nefret haftası gibi, bu romanın türettiği birçok terim, bugün sembolleşmiş durumda. Haberleşme, eğitim ve sanattan sorumlu “Gerçek”, savaştan sorumlu “Barış”, yasalar ve düzenden sorumlu “Sevgi” ve ekonomiden sorumlu “Varlık” bakanlıkları ile 25 yıldır bitirilmeyen bir savaşta, duruma göre değiştirilen düşmanlarla mücadele eden totaliter, tek partili bir rejim anlatısı. 
Piramitin en tepesinde Büyük Birader’in bulunduğu, toplumda 3 ayrı sınıfın var olduğu Okyanusya... Ayrıcalıklı sınıf olan iç parti üyeleri, muhtelif işleri üstlenen dış parti üyeleri ve nüfusun çoğunluğunu oluşturan en alt tabakada temelde düşünmemeleri beklenen ve yaşamlarını sürdürmeye çalışan proleterlerle, onlarla eş tutulan hayvanlardan oluşan bir süper güç!

Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, 
Cahillik Güçtür 1984 / George Orwell

“Parti yanlış yapmaz, ne isterse söyler” ve “Geçmişi elinde tutan, geleceği de elinde tutar. Şimdiyi elinde tutan, geçmişi de elinde tutar” diyerek, gerçekle yalanları iç içe geçirip tarihi yeniden yazmak Gerçek Bakanlığı’nın; mutsuzluk, doyumsuzluk, yoksulluk ve nefret söylemlerini yöneltecek düşman yaratmak, konuşan beyinleri, muhalifleri buharlaştırmak ise Sevgi Bakanlığı’nın görev alanları içine giriyor. Roman kahramanı Winston Smith’in gözünden tanıklık ettiğimiz bu anlatı hâlâ güncel ve ne yazık ki fazlasıyla düşündürücü! 

“TÜRKİYE’Yİ TARİF EDERKEN 10 KAVRAM SEÇİN” DENDİĞİNDE...
Oysa içine sıkıştırıldığımız kutuplara, onca ayrımcılığa, popülist tuzaklara ve gerçeklerin bükülmesine karşın, ülke olarak kaygılarımızda da ve hayâllerimizde de ortaklık var. Bekir Ağırdır “Hikayesini Arayan Gelecek’ kitabında ikircikli toplumun ortak taleplerini dillendirdiğinde Anayasa’nın esasının adalet (%65) ve eşitlik (%50) olmasını beklediğimizi, “Türkiye’yi tarif ederken 10 kavram seçin” dendiğinde hepsi negatif olan on kavram dillendirdiğimizi, en çok terör, işsizlik, suç, şiddet, cehalet, yoksulluk dediğimizi, en güzeli hayâllerimizde en üstte adaletin (%70) sonra ahlâk, eşitlik, saygı, huzur ve güvenin yer bulduğunu söylüyor. 

ATA’MIZA VE KÖKLERİMİZE TUTUNSAK...
Pozitif duyguların bir ekonomisi var. Negatif enerjileri beslemek, yaşatmak çok daha yüksek enerji gerektiriyor. Vicdanla beslenen, dayanışmayla güçlenen, sevgiyle çoğalan insan ise hem kendini hem çevresini dönüştürebiliyor. 1949’da yazılmış bir distopyaya -1984- yakınsıyacağımıza, ortak bir gelecek hikâyesi yaratmaya yönlensek, gerçekleri bulandıracağımıza, hayâllerimizi gerçek kılmak için çalışsak, inadına dirensek, hem kendimize hem de “biz”e umut bağlasak, acılarda kenetlenmeyi, sevinçlerde birleşmeyi hatırlasak, izinden gittiğimiz Ata’mıza ve köklerimize tutunsak, bambaşka bir ülke var etmek üzere yola çıksak, yeni yüzyılında Cumhuriyet tarihimizi adaletle, eşitlikle, çağdaş bir medeniyet olarak yazsak, hem kendimizin hem de bize emanet edilen bu ülkenin hakkını vermiş olmaz mıyız ? 
Ben varım. Ya siz?

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.06.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları