CEO’lara tavsiyelerim

2018 yılında herkesin korkulu rüyası olacak. Dolar/TL'nin seyri, enflasyonun tek haneye inip inmeyeceği, faizlerin daha ne kadar yükseleceği gibi endişeler şimdilik ertelendi. Çünkü herkes biliyor ki endişe etmenin kimseye faydası yok. Sonucu değiştirecek gücünüz yoksa tasalanmak sadece vücut kimyanızı bozar. Elbette, Türkiye'deki işletmelerin faaliyetlerini yüzde 40 sermaye yüzde 60'da borçla gerçekleştirmeleri sürekli olarak alternatif "acil durum" planları yapmalarını gerektiriyor. Birçok şirketin sürekli "yağmurlu günler" için yaptıkları planlar beni çocukluk yıllarıma götürüyor.

Annemin tedavisi için 1980'lerde Londra'dayken, ben de alternatif "yağmurlu gün" planları yapardım. Yaz ortasında bile yağmur yağdığı için, o zamanlarda Londra'nın kenar çizgilerinde olan Hastane'den annemi nasıl taksiye bindireceğimi düşünürdüm. Bu durumun beni baskı altına altığını söylememe gerek yok. Londra'da 1980'lerde yaşamış olanlar ne demek istediğimi gayet rahat anlayabilirler. Elbette bu durum bende "sürekli çözüm üretme" melekesi kazandırdı. Karakterimi şekillendirdi. Bunu yadsıyamam.

ÇÖZÜM ÜRETME MELEKESİ DİKEY UZMANLAŞMAYI ENGELLEMESİN

Benzer şekilde sürekli kafasında risk hesaplaması yapanların "çözüm üretme makinesi" haline döndüklerini ancak bu durumun dikey şekilde uzmanlaşmalarını engellediğini görüyorum. Yaptığı işte derinleşmek yerine, yarın işi elinden alınacakmış gibi savunma mekanizmaları üretenlerin inovasyon ve teknoloji olarak geri kaldıklarını çok net olarak gözlemliyorum. Cesur adımlar atmaktansa, kaleyi korumayı tercih ediyorlar. Ancak bu insanları fazla suçlamamak lazım. Devletin görevi bireylerin rahat, huzurlu, düşük maliyetli ve değer yaratan şekilde çalışmasını sağlamaktır. Bu görevi gerektiği gibi yerine getirenlerin kalkınmada fark attıkları ortada. Onların derdi kendileriyle yarışmak, diğerlerinin derdi kur-faiz-maliyetler vs gibi detaylar oluyor.

Hal böyleyken, Türkiye'deki CEO'ların önemli bir kısmı şunları tartışıyor:

- Büyüme

- Enflasyon

- Döviz Kuru

- Faiz

Çünkü bütçeyi bu parametrelere göre yapıyorlar. Ben onlara bu parametrelerin dışında bir öneride bulunacağım: "Herkesin koştuğu zamanlarda en hızlı koşan olmak için çalışmayın, kimsenin umurunda olmadığı gibi bir de boş yere yorulursunuz. Sadece 1 puan daha hızlı büyümek için harcadığını efor yüzünden zor günlere mecaliniz kalmaz. Ancak herkesin durduğu yerde sadece hızlı yürüyerek büyük fark atabilirsiniz." İşte bu kadar. Bu dediğimi yapan firmaların pişman olduğunu görmedim.

DERLİ TOPLU ÇALIŞMAKTA FAYDA VAR

Ancak hızlı büyüme dönemlerinde "Allah ne verdiyse" diyerek sahilden hızlı kulaçlarla açılanların, sonra sahile dönmekte güçlük çektiklerini hatta bir çoğunun fırtınada kaybolduğunu gördük.

Özetle, önümüzde eğer bir erken seçim yoksa, Türkiye'nin ve Dünya'nın büyümeye devam edeceği bir yıl daha var. Bu dönemi doğru değerlendirmek için "derli toplu" çalışmakta fayda var. Sadece "foto finiş" ile belirlenebilecek üstünlükler için firmaları yormaya gerek yok. Yarıştan geri kalın demiyorum, herkesle beraber koşun.