Çözüm Endüstri 4.0 ve markalaşmak

Yorgun bedenler, kullanılmayan beyinler, tükenmiş ruhlar… Çok çalışan ama kazanamayan işçiler, memurlar ve iş insanları… Sokakta, evde, iş yerinde gülümsemeyi unutmuş, mutsuz kitleler…

Gelecek, hem kendimiz hem de ülkemiz için çoktan geldi de geçiyor bile. Peki biz ne yapıyoruz? Az laf çok iş mi, yoksa çok laf az iş mi? Karar sizin. Ancak çalışanların yüzlerindeki mutsuzluğu ve umutsuzluğu gördükçe bazı işlerin ters gittiğini söylemek gerekiyor. Çok çalışmalarına rağmen ayın sonunu zor getirmekten bir türlü hak ettikleri değeri iş yerlerinde bulamamaya ve kendilerini ispat edememeye kadar bir çok sorunun içinde boğulup giden milyonlarca çalışan. Elbette yaptığı işi seven ve başarıyı yakalamak için durmadan çabalayan mutlu insanlar da mevcut ama çoğunluk kendini bir kısır döngü içinde kaybolup gidiyor hissinden bir türlü kurtaramıyor.

MUTSUZ ÇALIŞAN, MUTSUZ VE BAŞARISIZ İŞYERİ DEMEK

Oysa hepimiz biliyoruz ki, mutsuz çalışan mutsuz işyeri, mutsuz işyeri de başarısız işyeri demektir. Küresel rekabetin hiç olmadığı kadar yıkıcı ve yakıcı olduğu dünyamızda ise artık ülkelerin değerini o ülkelerdeki şirketler ve markalar belirliyor. Bir çok şirketinin mutsuz bireylerden oluştuğu bir ülkenin uluslararası arenada başarılı olmasını beklemek ise sadece kendini kandırmak olur.

İnsan kaynaklarında faaliyet gösteren Kelly Services adlı araştırma şirketinin 28 ülkeyi kapsayan Global İşgücü Endeksi'ne göre Türkiye çalışanların en mutsuz olduğu üçüncü ülke. Gördüğünüz üzere hiç de iç açıcı bir tablo değil. Peki bu mutsuzluğu ve umutsuzluğu aşmanın yolu nedir?

BİR ADIM ÖNE ÇIKMANIN YOLU VAR MI?

Elbette cevabı çok basit: Mutlu ve umutlu çalışan bireyler yaratabilmek. Ama nasıl? Bunun için de ilk olarak teknolojiye ve çağın gereklerine adapte olamadan, hatta teknolojiyi ve çağın şartlarını belirleyen olmadan bir yere varamayacağımızı kabul etmemiz gerek. Günümüzde teknoloji ve üretim deyince de ilk akla gelen olgu Endüstri 4.0. Gelişen teknoloji ve artan rekabet koşulları nedeniyle dünyada Endüstri 4.0 ile ilgili yatırımlar ve uygulamalar giderek yaygınlaşıyor.

Rekabetçi pazar koşullarında var olma mücadelesi veren firmalar çağın gereklerine uygun olarak kendini güncelledikleri ve teknolojinin nimetlerinden faydalandıkları takdirde bir adım öne çıkıyorlar. Ancak önümüzde bu kadar genel geçer bir bilgi olmasına rağmen neden yavaş hareket eder ve dünyadaki yarışta geri sıralarda yer alırız? Aranması gereken cevap da bu.

ENDÜSTRİ 4.0’DA YOL HARİTASI NASIL ÇIKARILMALI?

Şirketlerin Endüstri 4.0 konusunda yatırım yapmadan önce ilk önce kendi iç yapısını analiz ederek zayıf ve güçlü yönlerin ortaya koyması, elde ettiği verileri de altyapı ve insan kaynağındaki eksiklikleri kapatmak için kullanması gerekiyor. Fakat bir çok şirketteki işletme körlüğü ve kedini analiz etmekten uzak durması ciddi bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Oysa attıkları her küçük adımın kendilerine büyük bir adım olarak geri döneceğini göstemek ve dönüşümden uzak duran şirketleri özendirmek gerekiyor. Bu zaten apayrı bir konu. Şimdi konumuza geri dönelim.

Endüstri 4.0'ın en büyük kazanımının, şirketleri bulunduğu konumdan daha yukarı taşıması, verimlilik, maliyet avantajı ve üretim süreçlerindeki kontrolü artırması olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

DAHA HIZLI, DAHA VERİMLİ, DAHA REKABETÇİ

Kapsamlı ve teknolojik altyapı gerektiren bir süreç olan Endüstri 4.0'ın özellikle işgücü, kapasite artırımı, işletme sarf giderlerinin azaltılması ve zamandan tasarruf gibi firmalara sağladığı çok sayıda avantaj bulunuyor. Yani daha etkin, daha hızlı ve daha rekabet edebilir konuma gelmelerini sağlıyor.

Hangi sektörde hizmet verirse versin firmaların kendi iç verilerinin sistematik analizi, üretim içindeki makinelerin birbiriyle iletişimi ve bunlarla birlikte  üretim süreçlerinin takibi ve sorunların tespiti de kolaylaşıyor.

Endüstri 4.0 çok kapsamlı bir konu aslında. Bunu gerçekleştirirken bireysel çabaların yeterli olmayacağını kabul etmek ve kurumsal anlamda, yönetimin de tamamen içinde olmasını sağlamak önemli. Bu konuda en temelden en üst kademeye kadar yapılacak renevasyonlar, gerekli iyileştirmeler, güncelleştirmeler ve düzenlemeler orta ve uzun vadede sonuç getiriyor. Bu da sabır demek.

MARKALAŞMAK ŞART

Hazır sabır demişken, sabır gerektiren çok önemli diğer bir husus ise markalaşma ve günümüzde artık Endüstri 4.0 ile atbaşı ilerleyen bir konu. Lafın özü markalaşma konusu, Endüstri 4.0'la paralel olarak önem verilmesi gereken bir diğer başlık. Kendi özgün markasını üretemeyen ve pazarlayamayan şirketler, ürettikleri ürün veya hizmet ne olursa olsun günümüz rekabet ortamında rakiplerinden geride kalmaya mahkum. Diğer taraftan ise markalaşamadan üretim yapmak da karın aslan payını başkalarına vermek ve büyüyememek anlamına geliyor. Büyüyemeyen şirketlerin akıbetini görmek isteyenlerse girişimciler kabristanındaki şirketlerin kara mezar taşlarına bakabilir.

Tam da bu noktada işaret etmemiz gereken en önemli nokta ise şu: Türkiye olarak dünya markalarına fason üretim yapan firmalarımızın artık kendi markalarıyla yola çıkmaları için bir an önce adım atmamız gerekiyor. Kendi markalarını yaratırken de çağın şartlarına uygun üretim teknolojilerinden faydalanmaları, hatta teknolojiyi satın alan değil, üreterek satan konuma geçmeleri şart. Bir taraftan teknoloji üretirken, diğer taraftan kendi markalarımızı yaratmalı ve küresel pazardan daha fazla pay almalıyız. Aldığımız bu payı ise insanlarımıza paylaştırarak daha üretken ve daha mutlu olmalarını sağlamalıyız. 

Aksi takdirde dünyadaki yarışta geri kalan firmalarla çalışan mutluluğunu ne sağlamamız ne de sürdürmemiz artık mümkün değil. En başta da söylediğim gibi zaman hızla akıyor ve gelecekte mutsuzluğun ve umutsuzluğun pençesinde can çekişmek istemiyorsak bir an önce elimizi taşın altına sokmamız gerekiyor.