Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kurum kültüründe, liderlik anlayışında ve karar mekanizmalarında her gün yeniden üretilirken gerçek dönüşüm, gücü elinde tutanların sorumluluk almasıyla başlıyor. “Eşitlik bir hedef değil bir davranış biçimidir” diyen Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı, dönüşümün erkeklerin sorumluluk almasıyla mümkün olacağını söylüyor. Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Esas Gayrimenkul CEO’su Cem Eriç ise iş dünyasına net bir çağrı yapıyor: “Eşitlik bir sosyal sorumluluk başlığı değil doğrudan bir yönetim sorumluluğu.”
SEYFETTİN BAYRAM I s.bayram@businesslife.com.tr
FOTOĞRAFLAR: BURAK ÖZÇETİN
İş dünyasında başarı artık yalnızca finansal performansla ölçülmüyor. Kurumların nasıl yönettiği, kime alan açtığı, hangi dili benimsediği ve hangi yapıları sürdürdüğü en az bilanço kadar belirleyici. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ise hala şirketlerin karar alma süreçlerinde, liderlik pozisyonlarında ve gündelik işleyişinde görünür ya da görünmez biçimde varlığını sürdürüyor. Yanındayız Derneği tam da bu noktada net bir duruş sergiliyor: Eşitlik bir sosyal sorumluluk projesi değil doğrudan bir yönetim sorumluluğudur mesajını veriyor. Dernek, erkekleri toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eleştirinin hedefi değil dönüşümün öznesi olmaya davet ediyor. Çünkü Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı’nın ifadesiyle “Güç neredeyse dönüşüm orada başlar” ve “Erkeklik dönüşmeden güç ilişkileri değişmez.” Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Esas Gayrimenkul CEO’su Cem Eriç ise eşitlikte iş dünyasının rolünü şu sözlerle tanımlıyor: “Kurumların kültürü yalnızca yazılı politikalarla değil liderlerin günlük davranışlarıyla şekillenir. Eşitliği konuşan değil yaşayan liderler gerçek dönüşümü başlatır.” Selen Okay Akçalı ve Cem Eriç ile iş dünyasında eşitliğin neden stratejik bir mesele olduğunu, liderlerin neden iyi niyet sınırını aşması gerektiğini ve 8 Mart’ın neden bir kampanya günü değil bir eşik olduğunu konuştuk. Çünkü asıl soru şu: 9 Mart sabahı ne değişecek? Akçalı ve Eriç, BUSINESS LIFE’ın sorularını şöyle yanıtladı:

- Yanındayız Derneği nasıl bir ihtiyaçtan yola çıkarak kuruldu? Kuruluş hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?
Selen Okay Akçalı: Yanındayız, 2018 yılında, kurucu başkan Nur Ger’in öncülüğünde ve toplumsal etkisi yüksek 40 kanaat önderi erkeğin ortak sorumluluk bilinciyle doğdu. Çıkış noktası basitti ama güçlüydü: Toplumsal cinsiyet eşitliği neden hala yalnızca kadınların yükü olarak görülüyor? Oysa eşitsizlik sadece kadınların değil toplumun tamamının yapısını belirleyen bir mesele. Bu nedenle erkekleri dışarıdan eleştiren değil dönüşümün öznesi olmaya davet eden bir hareket kuruldu. Çünkü güç neredeyse dönüşüm de orada başlar. Yanındayız, erkeklerin kendi ayrıcalıklarıyla yüzleştiği, sorumluluk aldığı ve değişimin parçası olduğu bir alan açma çağrısıdır. Biz eşitliği bir talep değil ortak bir sorumluluk olarak konumlandırıyoruz.
- Cem Bey, yönetim kurulu üyeleri olarak siz bu dönüşüm sürecinde nasıl bir rol üstleniyorsunuz?
Cem Eriç: Derneğin stratejik yönünü belirleyen, eşitlik vizyonunu kurumsal karar süreçlerine taşıyan kolektif bir yapıyız. Yönetim kurulu olarak yalnızca yöneten değil, dönüşümü sahiplenen ve ekosistem içerisinde dernek misyonunu yaygınlaştıran bir sorumluluk üstleniyoruz. Bu mesele bizim için temsil edilen bir başlık değil, aktif biçimde taşınan bir sorumluluk alanı.
- Selen Hanım, Yanındayız’ı klasik bir sivil toplum örgütünden ayıran en temel fark nedir?
SOA: Yanındayız yalnızca bir farkındalık hareketi değil bir zihniyet dönüşümü hareketi. Biz eşitliği bir değer olarak savunmanın ötesinde, eşitliğin bir davranış biçimine dönüşmesini hedefliyoruz. Erkekliği, güç ilişkilerini ve görünmez normları tartışmaya açıyoruz. Çünkü eşitsizlik çoğu zaman bilinçli tercihlerden değil sorgulanmamış alışkanlıklardan doğar. Biz bu alışkanlıkları görünür kılıyoruz. Değişim burada başlıyor.
- Yanındayız’ın sivil topluma en güçlü katkısı sizce ne oldu?
SOA: Yanındayız’ın en önemli katkısı eşitlik mücadelesinde sorumluluğun yönünü genişletmek oldu. Eşitliği yalnızca talep edilen bir hak olmaktan çıkarıp paylaşılan bir sorumluluk alanına dönüştürdük. Erkekleri bu sürecin dışında konumlanan değil, dönüşümün öznesi olan aktörler haline getirmeye çalıştık. Bu yaklaşım, eşitlik tartışmasını karşıtlık zemininden çıkarıp dönüşüm zeminine taşıdı. Çünkü gerçek toplumsal değişim bir grubun diğerine karşı mücadelesiyle değil güç sahibi olanların kendi konumlarını sorgulamasıyla başlar. Yanındayız tam olarak bu yüzleşme alanını açtı ve bu sivil toplum için de önemli bir paradigma değişimidir.
- Cem Bey, Eğitim Komitesi Eş Lideri olarak sahaya dokunan bir rolünüz var. Bu komite hangi ihtiyaçtan doğdu, nasıl çalışıyor ve dönüşüm sürecine nasıl katkı sağlıyor?
CE: Komite, Yanındayız’ın sahadaki dönüşüm gücü. Özel sektör için projeler geliştirme, metodoloji, eğitmen yetiştirme ve etki takibi bu yapının temel alanları. Amacımız yalnızca farkındalık değil ölçülebilir davranış değişimi yaratmak. Komitemizde özellikle erkeklik alanında çalışan akademisyenler çok katkı sağlıyor. Keza özel kurum temsilcileri de sahadaki ihtiyaca yönelik oldukça yön verici oluyor.
- Erkeklik meselesini neden bu kadar merkezi görüyorsunuz?
SOA: Erkeklik, yalnızca bireysel bir kimlik değil toplumsal düzeni, güç dağılımını ve normları şekillendiren bir yapı. Kurumlardan aileye, kamusal alandan gündelik ilişkilere kadar birçok davranış kalıbı erkeklik normları üzerinden yeniden üretiliyor. Bu normlar çoğu zaman görünmez, bu nedenle sorgulanmadığında kendini sürekli yeniden üretir. Biz erkekliği bir “karakter meselesi” olarak ele almıyoruz. Çünkü eşitsizlik çoğu zaman kötü niyetten değil sorgulanmamış güç alışkanlıklarından doğar. Erkeklik dönüşmeden güç ilişkileri değişmez; güç ilişkileri değişmeden de eşitlik kalıcı hale gelemez. Bu nedenle erkeklik meselesini eşitliğin merkezine koyuyoruz, çünkü dönüşüm en çok direncin olduğu yerden başlar.
- Yanındayız eğitimlerini diğer eşitlik eğitimlerinden ayıran temel fark nedir? Eğitim içeriklerinizden biraz bahsedebilir misiniz?
CE: Biz sadece bilgi aktarmıyoruz; davranış dönüşümü de yaratıyoruz. Katılımcıların yalnızca konuyu anlamasını değil kendisiyle yüzleşmesini ve günlük hayatında değişim başlatmasını bunu da çalıştıkları kurumlarda söylem ve davranışlara dönüştürmesini hedefliyoruz. Eğitimlerimiz, toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde erkeklik, güç, ayrıcalık, şiddetsizlik ve kapsayıcılık üzerine kurulu. Katılımcıların yalnızca anlamasını değil kendini sorgulamasını ve dönüştürmesini hedefliyoruz.
- Eğitim modüllerini nasıl geliştiriyorsunuz?
CE: Tüm eğitim modüllerimizi sahada karşılaştığımız gerçek ihtiyaçlardan beslenerek geliştirdik ve sürekli iyileştiriyoruz. Örneğin “İşyerimde Tacize ve Şiddete Yer Yok” eğitimimiz, kurumlarda cinsiyete dayalı taciz, şiddet ve ayrımcılıktan arındırılmış güvenli bir çalışma kültürü oluşturmayı hedefliyor. “Temel Toplumsal cinsiyet eşitliği 101” eğitimimizse eşitlik yolculuğuna başlamak isteyen kurumlar için güçlü bir başlangıç noktası sunuyor. Bu modülü artık dijital ortama da taşıyoruz. 25 Şubat’ta kurumsal temsilcilerle gerçekleştireceğimiz buluşma aynı zamanda 8 Mart öncesi önemli bir eşik olacak. Yanındayız’ın en özgün çalışmalarından biri olan “Berber Dükkanı Sohbetleri”ni, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin “Barbershop Talks” modelinden uyarlayarak geliştirdik. Bu oturumlarda kanaat önderi erkek üyelerimiz kendi hayatlarındaki toplumsal cinsiyet yolculuklarıyla yüzleşerek katılımcılara bir ayna tutuyor. Özellikle üst düzey erkek yöneticilerin kendi deneyimlerini paylaşması çalışanlar üzerinde güçlü bir etki yaratıyor ve eşitlik davranışının nasıl günlük hayata taşınabileceğini somutlaştırıyor. Ben de bu sohbetlere dahil olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

- Türkiye’de erkeklerin eşitlik konusundaki dönüşümünü nasıl gözlemliyorsunuz?
SOA: Bu dönüşüm yavaş, katmanlı ve çoğu zaman görünmez bir zihinsel süreç olarak ilerliyor. Bugün toplumsal düzeyde erkekliğin sorgulanmaya başladığını görüyoruz. Bu sorgulama, erkeklerin eşitliği dışarıdan yorumlayan bir pozisyondan kendi konumlarını ve ayrıcalıklarını düşünmeye başladıkları bir noktaya geçiş anlamına geliyor. Bu çok kritik bir eşik. Çünkü eşitsizlik çoğu zaman bilinçli tercihlerden değil sorgulanmamış normlardan beslenir. Erkeklik sorgulanmaya başladığında yalnızca birey değil güçle kurulan ilişki de dönüşmeye başlar. Ve toplumsal değişim tam da bu noktada, sessiz ama derin bir biçimde ilerler.
- Eğitimlerde katılımcılarda en çok hangi farkındalık oluşuyor?
CE: “Ben yapmıyorum”dan “ben de sorumluyum” noktasına geçiş en önemli farkındalık. İtiraz etme noktasından, kabullenişe geçiş. Çözümün bir parçası olmaya dair kararlılık. Örneğin eğitimlerde sıkça şu söylemle karşılaşıyoruz: “Ben eşitlikçi biriyim, bu anlattıklarınız bana çok uzak değil” diyen taraflar, günün sonunda “Ben hiç kimseye zarar vermediğimi düşünüyordum ama bugün ilk kez fark ettim. Bazen eşitsizlik, yaptıklarımızdan çok normal sandıklarımızda saklı” noktasına geliyorlar. Bu dönüşüm sadece 2 saatlik bir eğitimin hızlı bir etkisi olsa da savunmadan farkındalığa geçen o ince ama gerçek uzun vadeli dönüşümü çok iyi anlatıyor.
- Peki Cem Bey, özel sektör bu eğitimlerden nasıl fayda sağlıyor?
CE: Özel sektör bu eğitimlerden yalnızca farkındalık değil kurum kültürüne yansıyan yapısal bir dönüşüm elde ediyor. Eşitlik temelli bir çalışma ortamı; çalışanların kendini daha görünür ve değerli hissetmesini, ekip içi güvenin güçlenmesini ve kurumsal aidiyetin derinleşmesini sağlıyor. Bu da yalnızca sosyal bir kazanım değil aynı zamanda daha güçlü iş birliği, daha sağlıklı karar alma süreçleri ve sürdürülebilir kurumsal performans anlamına geliyor.
Bu dönüşümün kalıcı olmasında en kritik unsur ise kurum içi liderlerin meseleyi sahiplenmesi. Liderler eşitliği yalnızca söylemde değil karar alma biçimlerinde, davranışlarında ve kurumun gündelik işleyişinde görünür kıldığında kültür gerçekten değişmeye başlar. Eşitlik, liderlikten iletişim diline, fırsat eşitliğinden kapsayıcı yönetişime kadar tüm yapıyı dönüştürür. Kurumlar eşitliği iş yapma biçimlerinin parçası haline getirdiklerinde daha dirençli, daha kapsayıcı ve geleceğe daha hazır organizasyonlara dönüşürler.
- Erkek egemen alanlarda eğitim vermek neden önemli?
CE: Erkek egemen alanlar, toplumsal cinsiyet normlarının en görünmez ama en güçlü şekilde üretildiği yerler. Bu nedenle dönüşümün en kritik sahasını oluştururlar. Bu ortamlarda eşitlik yalnızca bir farkındalık konusu değil yerleşik alışkanlıkların ve güç ilişkilerinin yeniden düşünülmesini gerektirir. Erkeklerin birbirlerinden öğrenebildiği, sorgulayabildiği ve savunmadan konuşabildiği alanlar açıldığında değişim çok daha derin ve kalıcı hale gelir. Çünkü gerçek dönüşüm normların en güçlü olduğu yerde başladığında topluma yayılma gücü kazanır. Bu nedenle Yanındayız olarak biz de otomotiv, tekstil, tersane, yedek parça fabrikaları, inşaat sektörü gibi erkek egemen alanlarda eğitimlerimizi yaygınlaştırmayı oldukça önemsiyoruz.
- Selen Hanım size dönelim. 8 Mart yaklaşırken sık sık “Ya 9 Mart?” diyorsunuz. Bu soruyla neyi hatırlatıyorsunuz?
SOA: 8 Mart, tarihsel olarak bir mücadele ve yüzleşme günü ancak eşitlik yalnızca belirli günlerde hatırlanan bir değer olduğunda toplumsal dönüşüm gerçekleşmez. Bu nedenle biz “Peki ya 9 Mart?” sorusunu soruyoruz. Çünkü asıl mesele 8 Mart’ta ne söylendiği değil 9 Mart sabahı neyin değiştiğidir. Mesele, kurumların karar alma biçimlerinde, liderliğin tutumunda, gündelik dilde ve görünmez alışkanlıklarda yer bulmadığı sürece sembolik kalır. Oysa gerçek dönüşüm, eşitliğin gündelik hayatın doğal refleksi haline geldiği noktada başlar. Bizim için 8 Mart bir farkındalık anı, 9 Mart ise dönüşümün başladığı gündür.
- Erkeklerin 8 Mart’ta nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
SOA: Erkeklerin rolü görünür olmak değil alan açmak; konuşmak değil dinlemek; destek vermek değil sorumluluk almak. Eşitlik, erkeklerin dışarıdan onay verdiği bir mesele değil bizzat inşa etmesi gereken bir toplumsal dönüşüm. 8 Mart erkekler için bir kutlama günü değil bir yüzleşme günü. Bu yüzleşme çoğu zaman kişinin kendi hayatına dönüp “Ben bu yapının neresindeyim?” sorusunu sormasıyla başlar. Erkekler bu soruyu sormaya başladığında eşitlik bir fikir olmaktan çıkar bir davranışa dönüşür. Ve toplumsal değişim tam burada başlar.
- Cem Bey, 8 Mart eğitim sahasında nasıl bir karşılık buluyor?
CE: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün, eğitim sahasında bir anma gününden çok kurumlar için bir eşik olarak karşılık bulmasını arzu ediyoruz. Bu özel gün erkeklerin eşitlikle kişisel bir bağ kurduğu, sorumlulukla yüzleştiği ve kendi davranışlarını yeniden düşünmeye başladığı bir başlangıç noktası olmalı. Ancak gerçek dönüşüm yalnızca bir günle sınırlı kalmadığında mümkün. Eşitlik, 8 Mart’ta konuşulup bırakılan bir konu değil kurumların gündelik pratiklerine, liderlik anlayışına ve bireysel davranışlara yerleştiğinde anlam kazanıyor. Bizim için 8 Mart, değişimin başladığı gün, kalıcı dönüşümse 9 Mart’ta, kalan 364 günde neyin farklı yapıldığıyla ölçülüyor. Bugün özel sektörde bu yaklaşımın giderek daha fazla karşılık bulduğunu görüyoruz. Kurumlar artık eşitliği yalnızca bir iletişim başlığı olarak değil kurumsal kültürün ve iş yapma biçimlerinin parçası olarak ele almaya başlıyor. Eğitimleri tek seferlik farkındalık etkinlikleri olmaktan çıkarıp uzun vadeli dönüşüm süreçlerine dönüştüren, liderlik seviyesinde sahiplenen ve bunu kurum politikalarına yansıtan yaklaşımlar son yıllarda belirgin biçimde artıyor. Bu da bize eşitlik konusunun sembolik bir gündemden, gerçek bir kurumsal dönüşüm alanına doğru evrildiğini gösteriyor.
- Erkek çalışanlara 8 Mart için tek bir mesajınız ne olurdu?
CE: Kutlamayın, dönüşün..
- Selen Hanım, Yanındayız’ın hayal ettiği toplumsal dönüşüm nasıl bir tablo?
SOA: Bizim hayal ettiğimiz dönüşüm, eşitliğin konuşulmadığı çünkü doğal olduğu bir toplum. Erkekliğin yeniden tanımlandığı, gücün ayrıcalık değil sorumluluk olarak görüldüğü, ilişkilerin hiyerarşi değil karşılıklılık üzerinden kurulduğu bir kültür. Bu dönüşüm yalnızca kadınların güçlenmesiyle değil erkeklerin değişmesiyle mümkün. Erkeklik, baskı kuran bir kimlik olmaktan çıkıp sorumluluk alan bir bilinç haline geldiğinde toplumsal yapı da dönüşür. Hayalimiz eşitliğin bir hedef değil toplumun refleksi olduğu bir gelecek.
- Son olarak Yanındayız olarak vermek istediğiniz en temel mesaj nedir?
SOA: Yanındayız olarak vermek istediğimiz en temel mesaj şu: Eşitlik bir hedef değil bir davranış biçimidir. Toplumda kalıcı dönüşüm ancak herkesin özellikle de gücü ve sorumluluğu elinde tutanların kendi rolünü yeniden düşünmesiyle mümkün. Biz erkeklerin eşitliğin dışında değil tam merkezinde sorumluluk alması gerektiğine inanıyoruz.
Eşitlik yalnızca kadınların meselesi değil daha adil, daha insani ve daha güçlü bir toplum kurmanın ortak zemini. Bu yolculukta önemli olan mükemmel olmak değil fark etmek, yüzleşmek ve değişmeye cesaret etmek. Çünkü gerçek dönüşüm küçük ama samimi adımlarla başlar ve yayılarak kültüre dönüşür.

- Cem Bey, AVM’ler ve perakende sektörü toplumla doğrudan temas eden alanlar. Sizce bu sektör toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncü bir rol oynayabilir mi?
CE: Perakende ve alışveriş merkezi sektörü, kamusal yaşamın en yoğun kesişim noktalarından biri. Her gün binlerce çalışanı, markayı ve ziyaretçiyi aynı çatı altında buluşturan bu yapı, yalnızca ekonomik değil toplumsal bir etki alanı da yaratıyor. Bu nedenle eşitlik, kapsayıcılık ve güvenli alan yaklaşımı sektör için artık bir tercih değil ziyaretçi deneyiminden çalışan refahına, kiracı ilişkilerinden marka itibarına kadar tüm ekosistemi doğrudan etkileyen stratejik bir konu. Eşitlik temelli bir yaklaşım hem kurum içi kültürü güçlendiriyor hem AVM’leri herkes için daha güvenli ve kapsayıcı kamusal alanlara dönüştürüyor.
- Esas Gayrimenkul bu süreci nasıl ele alıyor?
CE: Esas Gayrimenkul olarak bu perspektifi erken dönemde sahiplendik. Yanındayız eğitimlerini alan ilk kurumlardan biri olduk ve bu sürecin kurum içinde yarattığı dönüşümü net biçimde gözlemledik. Eğitimler yalnızca bireysel farkındalık yaratmakla kalmadı liderlik yaklaşımından iletişim diline, ekip içi etkileşimden ziyaretçi deneyimine kadar daha eşitlikçi ve kapsayıcı bir bakış açısının yerleşmesine katkı sağladı. Aynı zamanda paydaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerde de bu yaklaşımı yaygınlaştırmaya başladık. Bugün geldiğimiz noktada, sektörde eşitlik konusunda öncü olmanın yalnızca doğru olanı yapmak değil daha sürdürülebilir, daha güvenilir ve topluma değer üreten bir iş modeli kurmanın da temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Eşitlik, sektörümüz için sosyal bir başlık değil uzun vadeli kurumsal dayanıklılığın ve güvenin anahtarı.
- Kurumlara ve özellikle erkek liderlere en güçlü çağrınız nedir?
CE: Eşitlik bir sosyal sorumluluk başlığı olmamalı doğrudan bir yönetim sorumluluğu olmalı. Kurumların kültürü yalnızca yazılı politikalarla değil liderlerin günlük davranışları, karar alma biçimleri ve sessiz kaldıkları anlarla şekillenir. Bu nedenle özellikle erkek liderlerin eşitliği sahiplenmesi, yalnızca destekleyen değil yön veren bir pozisyon almaları kritik önem taşıyor. Bugün güçlü ve sürdürülebilir kurumlar, yalnızca finansal performanslarıyla değil insan onuruna dayalı kapsayıcı ve adil yapılarıyla öne çıkıyor. Eşitliği kurumun merkezine koymak bir tercih değil geleceğe hazır olmanın temel koşullarından biri. Erkek liderlere çağrımız şu: Eşitliği konuşan değil yaşayan ve kurumunun doğal refleksi haline getiren bir liderlik inşa edin. Çünkü gerçek dönüşüm, liderlikten başlar ve kurumun tamamına yayılır.
YANINDAYIZ DERNEĞİ’NDEN İŞ DÜNYASINA 10 MESAJ
1- Eşitlik bir sosyal sorumluluk projesi değil doğrudan bir yönetim sorumluluğudur.
2- Güç neredeyse dönüşüm de orada başlar bu nedenle özellikle erkek liderler sorumluluk almalı.
3- Eşitlik bir hedef değil bir davranış biçimidir yazılı politikalar kadar günlük tutumlar da belirleyicidir.
4- 8 Mart bir kampanya günü değil bir yüzleşme eşiğidir asıl soru 9 Mart’ta neyin değiştiği.
5- Eşitsizlik iletişimle değil yapılarla ilgili. Cam tavanlar, karar mekanizmaları ve görünmez normlar dönüştürülmeli.
6- “Ben yapmıyorum” demek yeterli değil herkes eşitsizliğin dönüşümünde sorumluluk sahibi.
7- Erkeklik sorgulanmadan güç ilişkileri değişmez; kalıcı eşitlik için erkeklerin dönüşümü şart.
8- Eşitlik temelli kurum kültürü, daha güçlü iş birliği, daha sağlıklı karar süreçleri ve sürdürülebilir performans sağlar.
9- Liderlik eşitliği konuşmakla değil yaşamakla ölçülür; kültür, liderlerin sessiz kaldıkları anlarda da şekillenir.
10- Gerçek dönüşüm küçük ama samimi adımlarla başlar; eşitlik gündelik hayatın doğal refleksi haline geldiğinde kurumlar ve toplum birlikte değişir.

SELEN OKAY AKÇALI - YANINDAYIZ DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“EŞİTSİZLİK İLETİŞİMLE DEĞİL YAPILARLA İLGİLİ”
En temel mesele şu: Eşitlik çoğu zaman bir günlüğüne görünür, sonra yeniden görünmez olur. Kurumlar 8 Mart’ı çoğu zaman bir iletişim anına dönüştürüyor oysa eşitsizlik iletişimle değil yapılarla ilgili. Cam tavanlar, görünmez emek, karar mekanizmalarındaki dengesizlik ve gündelik dilde yeniden üretilen normlar değişmeden eşitlik gerçekleşmez.
YÜZLEŞME GÜNÜ
Bizim için 8 Mart bir kutlama değil bir yüzleşme günü. Çünkü eşitlik ancak görünmeyeni görünür kıldığımızda başlar. Yanındayız olarak tam da bu yüzleşme alanını açmak için kurumların içine giriyoruz. Eşitlik, sorgulanan ve uygulanan bir dönüşüm süreciyle mümkün. Bu nedenle eğitimlerimizi bir farkındalık çalışması olarak değil davranış ve kültür dönüşümünün başlangıcı olarak konumlandırıyoruz.
“EŞİTLİK YAŞANDIĞINDA GERÇEK OLUR”
Liderlik anlayışından gündelik dile, karar alma süreçlerinden görünmez alışkanlıklara kadar eşitliği kurumsal hayatın doğal bir refleksi haline getirmeye çalışıyoruz. Çünkü eşitlik konuşulduğunda değil yaşandığında gerçek olur ve yaşanmaya başladığında kurumlar değişir, kurumlar değiştiğinde ise toplum dönüşür. Mücadelemiz 8 Mart’ta başlayan değil 9 Mart’ta devam eden bir dönüşüm mücadelesi. Çünkü eşitlik bir mesaj değil bir pratik; bir etkinlik değil bir kültür meselesi.

CEM ERİÇ - YANINDAYIZ DERNEĞİ YK ÜYESİ, ESAS GAYRİMENKUL CEO’SU
“YÜZLEŞME ALANI AÇIYORUZ”
Söylemini Değiştir atölyemiz dildeki dönüşüme odaklanan, oldukça katılımcı bir model; burada bizden çok katılımcılar konuşuyor. Bu da en çok istediğimiz çıktı. Tüm bu bahsettiğimiz eğitimleri kadın-erkek karma gruplara uyguluyorken Erkekler Konuşuyor formatında yalnızca erkeklerle, küçük ve güvenli gruplar halinde, psikolog eşliğinde derinlikli yüzleşme alanı açıyoruz. Yargıdan uzak bu ortam, erkeklerin kendi davranışlarını fark etmelerini ve zihinsel ve davranışsal dönüşüm sorumluluğu almalarını sağlıyor.
KURUMSAL DÜZEY
Son olarak geçtiğimiz yıl Galatasaray Üniversitesi iş birliğiyle başlattığımız toplam 60 saat ve 10 haftalık TCE Sertifika Programı ise farklı sektörlerden kurum temsilcilerini bir araya getirdi. Program kapsamında TSKB çalışanlarına özel bir eğitim grubu açarken bir de genele açık çağrıyla kurumlardan gelen katılımcıları ağırladık. Katılımcıların tamamı gönüllü bir şekilde dahil oldular. İş saatlerinden kalan zamanlarda eksiksiz eğitimlere katıldılar, tartıştılar ve katılımcıların geliştirdiği projeler bize dönüşümün kurumsal düzeyde nasıl yaygınlaşabileceğini gösterdi. Geçtiğimiz aralık ayında sertifika törenleri ile ilk dönemimizi kapattık. Yeni dönemde programı yeniden açmayı planlıyoruz.
DAVRANIŞ DEĞİŞİMİ
Eğitim modelimizin önemli bir özelliği de erkek eğitmenlerle çalışmamız. Sahada açıkça görüyoruz ki erkekler toplumsal cinsiyet eşitliği meselelerini başka bir erkekten duyduklarında daha fazla açılıyor, savunmadan çıkıyor ve yüzleşme süreci daha derinleşiyor. Bu yaklaşım, eğitimlerimizin davranış değişimi yaratma gücünü önemli ölçüde artırıyor.