PROF. DR. ACAR BALTAŞ I PSİKOLOG - BUSINESS LIFE BAŞYAZARI
Haziran ve temmuz aylarında beş hafta süreyle Türkiye’nin gündemini işgal edecek konulardan biri, 2026 Dünya Kupası olacaktır. Dünya Kupası’na katılım sayısının artırılması sonucu ülkemiz uzun bir aradan sonra bu platformda temsil edilme şansını yakaladı. Nispeten kolay bir grupta yer alan milli takımın bir üst tura çıkma şansı da çok yüksek. Muhtemelen bu aşamadan itibaren oyunculara giderek artan ölçüde “prim dopingi” yapılacak. Geçmişteki örnekleri hatırlayacak olursak bu teşvik takım içinde ve kamuoyunda doğal olarak tartışma yaratacaktır. Daha içinde bulunduğumuz aşamada federasyon başkanı galibiyetin coşkusuyla oyunculara bir villa hediye edeceğini açıkladı. Bu hediyenin ne ölçüde başkanın yüce gönüllüğüne bağlı ve “kendi cebinden” olduğu hemen verilerle tartışmaya açıldı.
ÖDÜL ÇÖZÜM DEĞİLDİR!
Öncelikle insan psikolojisi açısından iki kavrama açıklık getirmek gerekir. Ödül yönelme davranışı, ceza da kaçınma davranışı doğurur. İnsanlar başarıya kaçınarak değil yönelerek ulaşırlar. Ancak ceza veya daha çağdaş bir ifadeyle “yaptırım” ve ödül büyük çoğunluğun sandığı gibi bir terazinin iki kefesi değildir. Yaptırım, ölçülü ve uygun tarzda kullanıldığı takdirde istenmeyen davranışları ortadan kaldırmak için yararlı olabilir. Örneğin oyunculara yenilgide para cezası verilmesi veya mafya özentisi bir başkanın, “Maçı kaybederseniz dayak var” demesi istenen sonucu doğurmaz. Ancak antrenmana geç gelen, tatilden zamanında dönmeyen, sarı veya kırmızı kart gören oyunculara gelirleriyle orantılı bir para cezası verilmesi ve bunun da sözleşmelerinde belirtilmesi “ölçülü ve uygun yaptırım” tanımıyla örtüşür.
MİSYONLA YÖNETMEK
Maddi teşvik yoluyla motivasyonu artırmak belirli işlerde mümkündür: İlginç olmayan, yapanın yaratıcılığını ve zihinsel katkısını gerektirmeyen, tekrara dayalı işlerde (düğme dikmek, vida sıkmak vb.) dış ödüller performansı geliştirir. Buna karşılık futbol gibi teknik motor becerinin ve zihinsel odaklanmanın büyük önem taşıdığı işlerde, maddi ödüller beklenenin tam aksi yönünde sonuç verir ve performansı düşürür. Yaratıcılık ve zihinsel odaklanma gerektiren işlerde esas motivasyon kaynağı anlam duygusudur. Ayrıca ödülün büyüklüğü kural dışı (doping) veya sportmenlik dışı (hakemi aldatma) gibi yollara sapmaya neden olur. Bu nedenle bugün iş hayatında da çağdaş yönetim anlayışına sahip iş liderlerinin birlikte çalıştığı kişileri kontrol ve emir yoluyla değil misyon ve anlam duygusuyla yönetmeleri bekleniyor.
DERBİ GALİBİYETİNE ÖZEL PRİM YANLIŞ
Futbol hayatını düzenli olarak milli takımda oynayarak geçirmiş, fakat hiç şampiyonluk yaşamamış futbolcularla birlikte bulundum. Sağlıklı bir futbolcu önemli bir derbiye veya milli maça hazırlık döneminde başarılı olmak için yeterli ve optimal fizyolojik gerilime, dolayısıyla psikolojik motivasyona sahiptir. Önemli bir derbi veya milli maç galibiyetini yüksek bir primle ödüllendirmeye çalışmak, fizyolojik gerilimi yükseltir ve başarı için gerekli olan optimal düzeyin üzerine çıkartır. Tam tersine primi iptal etmek ve galibiyet halinde takım resmini poster yaparak veya tişörte basarak taraftara bir sonraki maçta dağıtmak ve bu formaları bir koleksiyon objesine dönüştürmek çok daha etkili bir motivasyon yoludur. Benzer şekilde uzun zamandır şampiyonluktan uzak kalmış bir takıma yüksel ödül vaadi gerilimi artırır ve yapmaları beklenmeyen hatalar yapmalarına neden olur.
Galibiyet primi futbolun kabul edilmiş bir parçasıdır. Bunun için sezon veya turnuva öncesinde belirlenen plana sadık kalmak yeterlidir. Belirlenen prim tutarlarının büyük olmaması gerekir. Türkiye’den çok daha zengin ülkelerin, önemli başarılar için çok daha alçakgönüllü ödüller vermelerinin nedeni, yukarıda anlatılan bilimsel gerçekleri bilmeleri veya bilenlere danışmalarıdır. Başarılı yöneticiler oyuncularını parayla değil anlam duygusuyla motive ederler.
TFF’nin yüksek miktardaki ödülleri savunurken bugüne kadar kullandığı gerekçe, maddi kaynağın vergi gibi kamu kaynaklarından değil federasyonun kendi etkinliklerinden yaratıldığı yönündedir. TFF’nin esas görevi dünya standartlarında para kazanan sporculara ihtiyaçları olmayan cömert bahşişler vermek değil ülkede futbolun altyapısına daha çok yatırım yapmak ve sadece erkeklerin değil kadınların da uluslararası düzeyde rekabet etmesini sağlamaktır. Bu nedenle TFF kaynağını, (anlaşılması güç bir şekilde) vergi vermeme imtiyazına sahip, para içinde yüzen profesyonel oyunculara değil hocalarından başlayarak futbolun altyapısına, bu konuda yapılacak akademik çalışmalara, gençleri ve çocukların spor yapma imkanlarını genişletmeye yönlendirmelidir.
Ayrıca bir turnuva başarısı sadece oynayan ve oynamayan sporcularla sınırlı değil. Takımın teknik ekibinde yer alan yaklaşık on kişiyi, ayrıca “staff” olarak tanımlanan çok sayıdaki kişiyi düşünmek gerekir. Bu kişiler dışarda bırakıldıkları ve kendi katkılarınca eşdeğer sayılabilecek ödülü almadıkları takdirde kırgınlık yaşayacak, geçmişte olduğu gibi daha sonra medyada kaynayacak dedikodu kazanına bol miktarda malzeme sunacaktır.
SONUÇ
Futbolcu mesleğini profesyonel olarak yapan, milli takımda oynamak için riske giren ve özel hayatından fedakarlıkta bulunan bir kişi olduğu için maddi ödüllendirmeyi savunanlar vardır. Bu görüşte olanların şu gerçeği göz önünde bulundurmaları gerekir. Milli takımda oynamak bir futbolcunun futbol piyasasındaki değerini yükseltir. Bu başlı başına önemli bir ödüldür. Avrupa veya Dünya Şampiyonası gibi önemli bir şampiyonaya katılmak ve uluslararası futbolun vitrinine çıkmak, her futbolcu için unutulmaz ve değerine paha biçilemez bir yaşantıdır. Bu her türlü maddi ödülden daha büyük bir ödüldür. Bu nedenle oyuncuları maddi ödüllere değil onun ötesindeki manevi ödüllere odaklamak bir anlayış ve beceri işidir. Çağdaş yöneticilerden de beklenen bu beceriyi göstermeleridir.
______________________
Not: Bu konuda bir yazıyı 2013 yılında eleme aşamasında İzlanda ve Slovakya maçları öncesinde yazmıştım. Aradan geçen 13 yılda geçmişten ders almayan, dürtüsel davranışla şekillenen anlayışın devam ettiğini üzülerek görüyorum.