YAPAY ZEKA İNSAN DOĞASINI NASIL DÖNÜŞTÜRÜYOR?

PROF. DR. ACAR BALTAŞ I PSİKOLOG - BUSINESS LIFE BAŞYAZARI

Yapay zeka (YZ) sadece insan yaşamını değil toplum dokusunu değiştirecek üç temel özelliğe sahip. Birincisi YZ’nın bir araç olmayıp bir ajan (agent) olma özelliğidir. Aradaki fark basitçe şöyle açıklanabilir: Bir araç olan bıçakla elma da soyulur, cinayet de işlenir. Ancak bu kararı kullanan verir. İkincisi YZ yaratıcıdır ve icat yapabilir. Bir başka ifadeyle çok sayıda bıçak veya başka benzeri araç üretebilir. Üçüncüsü YZ yalan söyleyebilir ve insanları yanıltıp kullanabilir, yönlendirebilir, manipüle edebilir. 2026 yılında YZ henüz kendi kararını verip uygulama aşamasında değil ancak buna çok yakın. Sıraladığımız bu özellikler YZ’nın bütünüyle insana özgü bazı özellikleri ve buradan hareketle toplum dokusunu değiştirme potansiyeli nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Bu noktada Eric Schmidt’e kulak verelim: “Bir anlamda dünya bu işin içinde olanların bile anlayamayacağı bir şekilde değişecek ve bunun sonuçlarına hazır değiliz. Ancak bütün bu gelişmeler teknolojik ve bilimsel olarak mümkün olmasına rağmen ortada çok önemli bir sorun var. Bu sorun da enerji. ABD’de ortalama bir nükleer enerji santralının kapasitesi 1 GW. Bu teknolojik gelişmelerin bir yıl içinde hayata geçmesi için 10 GW enerjiye ihtiyaç var. Veri merkezlerinin 2027’ye kadar 29 GW, 2030’a kadar 67 GW ek güce ihtiyacı var. Bu sistemler kurulduğu zaman bütün bilgiyi bir merkezde toplamak mümkün olacak ve böylece süper zeki (superintelligence) yapay genel zekaya ulaşılacak. Bu konuda ilk olmak için yapılan büyük yarışın nedeni bu.”

İnsan bir taraftan çok bağlantılı ve hızlı bir hayat yaşıyor, diğer taraftan kendini yalnız, kaygılı ve tükenmiş hissediyor. Yapay zeka bir yönüyle insana kendisini çok yetersiz hissettirirken bir yönüyle de yardımcı ve hayatı kolaylaştırıcı, başta tıp alanında olmak üzere hizmetleri topluma yayıcı ve kalitesini yükseltici imkanlar sunuyor. YZ ile ilişkisi sonunda risk altına giren ve insanı benzersiz kılan üç özellik var. Bu özellikler merak, hafıza ve sabırdır. YZ’nın etkilediği merak ve hafıza biyolojik, duygusal ve motivasyonel temele dayanır. Ancak sabır kültürel, kurumsal ve pedagojik yolla yapılandırılır ve kaçınılmaz olarak YZ bu kodları çözmeye başlamıştır.

MERAK VE HAFIZA

Merak insan kişiliğinin çok önemli bir özelliği ve YZ’nın hayatımıza yerleşmesi sonucunda bu özellik zayıflayacak fakat kaybolmayacak. Bilmek için merak azalacak çünkü insan ilgi duyacağı her şeye kolayca ulaşacağına inanacak. Ancak muhtemelen varoluşsal merak daha da artacak. “Neden varım? Neyin peşindeyim? Ne olacağım? Nasıl yaşamalıyım?” sorularına duyulan merak büyüyerek devam edecek. YZ’nın en kolay üstleneceği özellik hafıza. YZ’dan önce yazı, fotoğraf, internet aracılığıyla insan hafıza izlerini tekrar canlandırmak üzere kayıt altına alıyordu. YZ bunu çok daha kesin ve hatta bağlama bağlı olarak kayıt altına alacak. Ancak otobiyografik hafıza ve anılara yüklü duygusal bağlantılar sadece kişiye özgü olacağı için YZ tarafından üstlenilemeyecek.

SABIR

Şimdi gelelim insan ve içinde yaşadığı kültür için çok önemli bir özellik olan sabır konusuna. Sabır YZ’nın tehdit ettiği ve yok olma sınırına ittiği kritik öneme sahip olan insani özellik olacak. YZ bekleme, geciktirme, araştırma ve sindirme süreçlerini ortadan kaldırıyor. Eğer insan zihni karar, bilgi üretme ve ilişki süreçlerini çok hızlı yaşamaya başlarsa sabır gereksiz olacak. Bu durumda gecikme kusur, yavaşlık hata, bekleme ziyan ve derinleşmek için geçen zaman da kaçırılan fırsat maliyeti olarak görülmeye başlanacak. Oysa sabır bilişsel, ahlaki, estetik ve duygusal alanın temel taşıdır. Çünkü anlam sabır sürecindeki “neden” sorusu üzerindeki iç tartışmanın yaşanması sonucunda ortaya çıkar. Sabır kararın olgunlaşmasını, sevginin derinleşmesini, yaratıcılığın filizlenmesini, erdemin biçimlenmesini sağlar. Nietzsche, “Nedenini bilen nasılına katlanır” demiştir. Sabır olmadan yüzeysel bilgi derin düşüncenin, temas ilişkinin, uyarılma duygunun yerini alır ve bu durum müthiş bir yüzeysellik doğurur. Sabır ortadan kalkınca duygu düzenlenmeden, istek hazdan, karar sezgiden, üretim sentezden geçmeden oluşur. Dikkat süresi kısalır, derin düşünce azalır, dayanıklılık zayıflar ve en önemlisi insanın kendisiyle ilişkisi yüzeyselleşir. Sabır kaybolduğunda derinlik, tutarlılık ve anlam zayıflar. Sabır düşünmenin olgunlaşma süreci, duygunun yoğunluk boyutu, ilişkilerin sürekliliğinin temelidir.  Aşk ve arkadaşlık gibi insan için en anlamlı ve derin ilişkiler zamanla olgunlaşır. Bunlar insanın kendisiyle kurduğu ilişki açısından kritik öneme sahiptir. Çünkü özdenetim, öz kimlik ve bunlara yüklenen anlam için sabır temeldir.

Toplumsal hayat açısından değerlendirildiğinde sabrı erdem olarak gören kültürel kodlar değerini kaybediyor. Bu kodlar dilde, atasözlerinde, ritüellerde kendini ortaya koyar. Bu kodlar çözüldüğünde kurumsal yapılar çatırdar, beklemenin gerekli ve norm olduğu inancı yitirilir. Eğitim, hukuk, sağlık, ekonomi gibi kurumsal yapıların dayandığı normlar sabır temeline dayanır. Bugüne kadar insanlar harcadıkları çabanın ödülünün hemen gelmeyeceğini bilir ve bunu kabul ederek yaşardı. Eğer sabır ortadan kalkarsa eğitimin sonunda elde edilecek ödül beklemeye değmez, ekonomik yatırımın uzun vadeli beklentisi anlamsız olur ve bilimin meyvelerini toplamak için geçen süre maliyet olarak görülür.

SONUÇ

Bugünün teknolojisi sabrı hem bireysel hem toplumsal açıdan maliyetli, gereksiz, verimsiz bir hale getiriyor. Bireysel sabır, hazzı ertelemek ve düzenlemek için gerekli. Toplumsal sabır da vatandaşlık bilincine yüklenen anlamı oluşturur. YZ bunların ikisini de bozar. Sabrın kaybolması toplumun zaman ufkunu kısaltır. Çevrimiçi ortamdan giyecek ve yiyecek, flört için partner siparişi vermek dünyaya bakışı ve dolayısıyla toplum dokusunu değiştirme riskini taşır.

BUSINESS LIFE