KENDİNİ TANIMAK / KENDİ İŞLETİM SİSTEMİMİZE DÖNÜŞ

PROF. DR. SİNAN CANAN I AÇIKBEYİN KURUCU BAŞKANI / YAZAR

Geçtiğimiz ay bu köşede, binlerce yıllık biyolojik donanımımızla dijital bir okyanusta nasıl sürüklendiğimizden bahsetmiştik. Bu kaostan kurtulmanın ilk ve en kritik adımı, yaklaşık 2500 yıl önce Delphi Tapınağı’nın girişine kazınan o meşhur çağrıda gizli: “Kendini Bil.” Ancak bugün bu çağrı, sadece felsefi bir derinlik değil nörobiyolojik bir zorunluluk olarak da karşımıza çıkıyor. Çünkü modern dünya bizi her şeyi -piyasaları, rakipleri, algoritmaları, teknolojiyi- bilmeye zorlarken, en büyük bilinmezi yani kendi zihnimizi ve “ne”liğimizi bir kenara itmemize neden oldu. Oysa kendini bilmeyen bir insanın, dış dünyayı yönetme iddiası olsa olsa ancak bir geçici bir yanılsamadan ibaret olabilir.

OTOMATİK PİLOTTA BİR HAYAT

İnsan beyni, enerjiyi ekonomik kullanmak üzere evrimleşmiştir. Bu yüzden günlük kararlarımızın ve tepkilerimizin yüzde 90’ından fazlası “otomatik pilot” dediğimiz alt beyin mekanizmaları (limbik sistem, bazal ganglionlar ve beyincik gibi yapılar) tarafından yönetilir. Biz özgür irademizle karar verdiğimizi sanırken aslında çoğu zaman çocukluk şemalarımızın, evrimsel korkularımızın veya hormonal dalgalanmalarımızın dikte ettiği senaryoları oynuyoruz. Peki o senaryolar nereden geliyor? “Bir ben vardır bende benden içeri” deyişini duymuşsunuzdur; o “programcı” biz onunla tanışana kadar arka planda bütün hayatımızı ve kaderimizi örme işine kesintisiz devam ediyor.

Bir iş toplantısında gelen sert bir eleştiriye neden aşırı tepki veriyoruz? Neden bazı insanlar bizi rasyonel bir sebep yokken huzursuz ediyor? Neden her şey yolundayken anlamsız bir kaygıya kapılıyoruz? Kendini tanımayan bir profesyonel için bu soruların cevabı hep dışarıdadır. Rakip kötüdür, ekonomi belirsizdir, ekip yetersizdir. Oysa cevabın büyük kısmı, o anki dış uyaranın bizdeki arkaik bir yarayı veya evrimsel bir savunma mekanizmasını tetiklemesinde saklıdır.

METABİLİŞ: SİSTEMİN DIŞINA ÇIKMA BECERİSİ

Nörobilim literatüründe “Metacognition” (Üst-biliş) dediğimiz bir yeti var. Bu sadece insana özgü olan, zihnimizin kendi işleyişini dışarıdan bir gözlemci gibi izleyebilme kapasitesidir. Kendini bilmek dediğimiz süreç aslında bir açıdan da bu kapasiteyi adeta kas gibi çalıştırarak geliştirmektir. Mesela bir öfke anında “Şu an öfke hissediyorum” diyebilen zihin, o öfkenin esiri olmaktan çıkar. Öfkeyi bir veri olarak okumaya başlar. Bu, beynimizin karar verici merkezi olan frontal korteksin kontrolü ele alması demektir. Bu devreyi kontrol edebilme yetkinliği, tekrarlı pratiklerle yerleştiğinde ve güçlendiğinde, başta zamanımızın en önemli sorunlarından birisi olan “duygusal istikrar” (resilience) yeteneği başta olmak üzere, tüm öz-kontrol mekanizmalarımızın gelişmesine katkı yapacak denli önemli koruyucu faktör olarak görev yapar. Bu sayede zamanla insan hangi durumda nasıl bir tepki vereceğini daha kontrollü olarak seçebilir ve olumsuz durumlara çok daha kontrollü tepkiler verebilir hale gelir.

Yeni dünyanın bu duraksız karmaşasında ayakta kalacak olanlar en zeki olanlar değil kendi duygusal ve zihinsel süreçlerini en iyi gözlemleyebilen, yani "kendini okuyabilen" kişiler olacaktır.

Meşrep meselesi…

Kendini tanımak sadece zaafları veya beyin bölgelerini bilmek değildir. Aynı zamanda kendi “meşrebini”, yani doğuştan getirdiğin o eşsiz mizaç ve eğilimler bütününü fark etmektir. “Herkes her şeyi yapabilir” yalanı, modern dünyanın en büyük mutsuzluk kaynağıdır.

Meşrebine aykırı bir pozisyonda, sadece unvan veya para için başarılı olmaya çalışan bir profesyonel, aslında her gün kendi biyolojik ve ruhsal sistemine karşı savaş verir. Fakat çoğu zaman bu savaşı fark etmez bile. Böyle bir savaşın sonu kaçınılmaz olarak tükenmişlik (burnout), depresyon gibi zihinsel iflas işaretleri veya derin bir anlamsızlık duygusudur. Kendini tanıma yolculuğunda olan bir kişi ise hangi suların kendi gemisine uygun olduğunu daha isabetli keşfederek rüzgarı da arkasına alıp “çabasızca” ilerlemenin bir yolunu her durumda daha rahat bulabilir. Kendi benliğine uygun hareket tarzı geliştirebilen insan, ne iş yapıyor olursa olsun, bir gün bile çalışıyormuş gibi hissetmez.

ALGORİTMALAR SİZİ SİZDEN İYİ TANIDIĞINDA...

Bugün dijital dünya, sizin neyi seveceğinizi, neye kızacağınızı ve neyi satın alacağınızı sizden daha iyi tahmin edebiliyor. Eğer siz kendi arzularınızın, korkularınızın ve kararlarınızın kökenini bilmezseniz algoritmaların manipülasyonuna açık, rüzgarın önündeki bir yaprak gibi savrulmak durumunda kalıyorsunuz. Kendini bilmek, bugün manipülasyona karşı en büyük entelektüel savunma hattıdır. Kendini bilmek bir varış noktası değil bir süreçtir. Aynaya baktığınızda gördüğünüz o “etiketlerin” (unvanlar, başarılar, mülkler) ötesinde zihninizin nasıl çalıştığını, ruhunuzun neyle doyduğunu ve “fabrika ayarlarınızın” nerede alarm verdiğini keşfetme yolculuğudur.

NE YAPABİLİRİM?

Gün içinde sizi duygusal olarak zorlayan bir anı seçin. O an dışarıdaki suçluyu aramadan önce kendinize şu soruyu sorun: “Bu durum benim içimdeki hangi kadim korkuyu veya ihtiyacı (onaylanma, güvenlik, kontrol vb.) tetikledi?” Cevabı bulduğunuzda, özgürleşmeye başladığınızı hissedeceksiniz.

Mümkünse her gün, tercihen sabah saatlerinde sadece beş dakika hiçbir şey yapmadan zihninizi izleyin. Daha önce hiç yapmadıysanız ilk başta çok zorlanabilirsiniz ama eğer sabreder ve devamlılık gösterirseniz, o “hiçbir şey yapmadan oturma” eyleminin ne kadar devrimsel sonuçlara gebe olduğunu da fark edeceksiniz.

Bu yolculukta daha fazla bilimsel derinlik ve yeni yöntemleri keşfetmek için AçıkBeyin .com adresindeki eğitimlerimize ve YouTube kanalımızdaki içeriklerimize de göz atabilirsiniz.

BUSINESS LIFE