“HİÇ KAZANMAMIŞ GİBİ ÇALIŞMAK, HİÇ KAYBETMEMİŞ GİBİ YARIŞMAK” Eileen Gu

CANAN ERCAN ÇELİK I BUSINESS LIFE YAZARI

Bazen ne yazacağını şaşırıyor insan. Onca savaş, şiddet, haksızlık, hukuksuzluk, yoksulluk, umutsuzluk, toplumsal kutuplaşma, eril sistem, ayırımcılık, eğitimde ideolojik yaklaşımlar, işsizlik, göç dinamikleri, gelir adaletsizliği, otokratik rejimlerin ağırlığı, güçlülerin kuralsız yaşama eğilimleri, yolsuzluklar ve daha nice hayatlarımızı şekillendiren etkenlerin gölgesinde bireysel hayatlarda da nice zorluklar var.  İçlerinden seçip beğenip alası gelmiyor insanın, gelse de yazması ayrı bir denklem.

KIŞ OLİMPİYATLARI

İyisi mi 2026 Milano Cortina Kış Olimpiyatları’na bağlanalım. Sporun ve insan hikayelerinin birleştirici gücünden şifa bulmaya çalışalım.

Beyazların madalya açlığını tatmin etmek üzere düzenlendiği de söylenen kış olimpiyatları bu kez İtalya imzası ve ev sahipliğinde gerçekleşti. Hem yaşamın içindeki kurgusu hem estetik anlayışı, seremonileri, hem yemekleri ve konaklama anlayışıyla fark yarattılar. Madalyaların kopması, kırılması bu tabloya yakışmadı o ayrı. Günün sonunda 5,7 milyon nüfuslu Norveç’in 18’i altın 41 madalya ile yine zirveye yerleştiği bir olimpiyatı daha geride bıraktık. Nüfus ve yatırım bütçesi çok daha yüksek olan ülkelere kıyasla farklı kış sporlarında sağlanan bu uzun dönemli üstünlük bir sisteme dayalı görünüyor. Sistem: derin sporcu havuzu, bilimsel hazırlık modeli, birden fazla branşta altın ve “model ülke” olmak şeklinde açıklanıyor. Ancak rekabet dengesinin fazlasıyla bozulduğunu söyleyenler artıyor.

Bu olimpiyatlar nasıl anılacak derseniz bilimsel hazırlıkların fark yarattığı, gençleşmenin bir trend olarak ortaya çıktığı, marjinal farklarla sıralamaların belirlendiği birçok madalya mücadelesinin görüldüğü bir dönem denebilir. Aynı zamanda hakemlerin ve teknolojik tartışmaların yaşandığı bir olimpiyat olarak hatırlanabilir. Sosyal medyanın da küresel sporcu figürlerini büyüten bir zemin yarattığını, aynı zamanda 2014’ten beri en yüksek reytinglere ulaşıldığını da unutmayalım.

Hiç şüphesiz, cross-country alanında sprintten 50 km’ye kadar 6 dalda aldığı 6 altınla organizasyon tarihinde 11 altın madalyaya ulaşıp tarihe not düşen Norveçli Johannes Hoesflot Klaebo yaşayan efsane olarak kodlandı. En büyük hayal kırıklıklarından birisi olimpiyat baskısını ve beklentilerini karşılamakta zorluk çeken Ilia Malinin’e (ABD) ilişkindi. Artistik buz pateni süper yıldızı teknik sınırları yeniden tanımladı, Quad Axel çağının benzersiz örneklerini verdi ancak herkesin kesin gözüyle baktığı altın madalya yarışında 2 kez düşüp artistik boyutta geri kalarak sekizinci sırayı aldı.

İKİ KADININ BÜYÜK ÖĞRETİLERİ

Olimpiyatlardan en büyük öğretiyi iki kadın sporcudan elde ettim. Jutta Leerdam (Hollanda) ve özellikle Eileen Gu (Çin).  Olağanüstü kariyerleri, disiplinli ve tutarlı başarıları göz ardı edilerek dozu aşan eleştirilerle, linçle, alaycılıkla karşılanan, hafife alınan ve buna karşın her şeye rağmen ve her seferinde sıra dışı başarılarla cevabını veren kadınlar. Leerdam bir olimpiyat rekorunu, altın ve gümüş iki madalyayı ülkesine kazandırırken, güzelliği, popülerliği, erkek arkadaşının profili, sosyal yaşamın içinde oluşuyla çoktan kaybedenler kulübü üyesi olarak etiketlenmişti. Kimse böylesi yüksek ve tutarlı bir başarı çizgisinin gerektirdiği adanmışlıkla, disiplinle, emekle, yetenekle ilgilenmiyordu. Cevabı pistte verdi, aynı zamanda özgüveni, samimiyeti, dik duruşu takdir edilesiydi.

ABD doğumlu olup anne toprağı olan Çin’i temsil etmeyi seçen Eileen Gu içinse bu seçim sayısız tepki ve yargılama zemini için yeterliydi. Üç ayrı branşta aldığı bir Altın, iki Gümüş madalyasıyla henüz 22 yaşındayken tarihte 6 olimpiyat madalyasına ulaşan ilk free ski sporcusu oldu. Hatta onun gibi çoklu branşta yarışan başka bir sporcu olmadığından yarışların program akışında arada tek bir geçiş antrenmanı yapma imkanı dahi bulamadı. Baskı altındaki sakinliği, büyük yarış ve final turlarındaki performansı, teknik üstünlüğü dikkat çekiciydi. Süper sporcu kimliğinin yanı sıra zekası, Stanford üniversitesine girişi, akademik geçmişi, aynı zamanda sponsorluklarla örnek bir finansal güç yaratımı, modellik yapması, güzelliği, gençlere rol model olma çabası, popülaritesiyle hem izleyici hem hayran halkasını büyüttü. Bir o kadar da tepkisel ve acımasız kitlelerin odağı haline geldi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile olan polemiği de aklımızda kaldı.

KAYIP MI KAZANÇ MI?

Benim için eşsiz olan iki gümüş madalyasını “kaybettiği iki altın” mı yoksa “kazanç” olarak mı gördüğü yönündeki soruya verdiği cevaptı. Başarı tanımını başkalarının dayattığı şekilde değil kendi hikayesini inşa eden bir kimlikle ders gibi yanıtladı. “Olimpiyatlarda madalya kazanmak her atlet için hayat değiştiren bir deneyimdir. Bunu 5 kez yapmaksa (o esnada 6.sı altın madalyasını henüz almamıştı) kat be kat daha zor. Çünkü, benim için her madalya eşit derecede zor ancak herkesin her seferinde beklentisi artıyor. Bu duruma ‘2 kayıp madalya’ diye bakmanız açık konuşmam gerekirse saçma bir bakış açısı. Şu an kayak yaparken en iyi performansımı sergiliyorum. Kelimenin tam anlamıyla daha önce yapılmamışları yapıyorum. Bence bu yeterince iyi olmaktan çok öte. Yine de teşekkürler.”

Sanırım güç bulduğu kaynaklar olimpiyatlar esnasında kaybettiği ve madalya sözü değil, cesur olma sözü verdiği anneannesi ve onu tek başına yetiştiren annesi.

Merak ediyorum bunca eleştiri ve yargılama, kimlik tartışması olmasa, başka bir ülkeyi temsil etmeyi seçmese, kadın olmasa, bu denli güzel ve zeki olmasa yapılır mıydı? Ve kaç kişi onun kadar bütün ve dik durabilir, baskı altında odağını kaybetmeden o olağanüstü emek isteyen kariyeri devam ettirebilirdi?

Ancak, hiç kazanmamış gibi çalışanlar ve hiç kaybetmemiş gibi yarışanlar üstesinden geliyor olmalı.

BUSINESS LIFE