BUSINESS LIFE adına ResearchMate tarafından gerçekleştirilen “İŞ DÜNYASINA YÖN VEREN 50 İŞ İNSANI & SEKTÖRÜNE YÖN VEREN 100 ŞİRKET” araştırması, Türk iş dünyasında liderlik performansı ile sektöre yön verme başarısını aynı araştırma çatısı altında ele alıyor. 16'ncı kez yayınladığımız araştırma, liderleri ve şirketleri finansal sürdürülebilirlik, kurum kültürü, çevik karar alma, teknoloji ve dijital dönüşüm, etik yönetim, küresel rekabet gücü, itibar yönetimi ve ESG performansı gibi başlıklarda çok boyutlu olarak değerlendiriyor.
ARAŞTIRMA NASIL YAPILDI?
- “İş Dünyasına Yöne Veren 50 İş İnsanı & Sektörüne Yön Veren 100 Şirket” listesi, “The Best Companies and Executives” araştırması kapsamında, BUSINESS LIFE dergisi adına ResearchMate tarafından Ağustos 2026 döneminde gerçekleştirilen nicel araştırmanın sonuçlarına göre belirlendi.
- Araştırma kapsamında 34 sektörden 218 şirketin yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri, CEO’ları ve diğer C-Level yöneticilerine anket gönderildi. Ankete katılım oranı yüzde 71 olarak gerçekleşti. Saha çalışması sonucunda 1.201 katılımcıya ulaşıldı; bu yanıtların 1.008’i geçerli kabul edilerek analiz kapsamına alındı.
- Objektifliği sağlamak amacıyla katılımcıların kendi kurumlarına ve kendi kurumlarının liderlerine verdikleri oylar değerlendirme dışı bırakıldı. Elde edilen veriler anonimleştirildi, bireysel yanıtlar gizli tutuldu ve bulgular yalnızca toplu veri analizleri üzerinden raporlandı.
- Sonuçlar, geçerli örneklem üzerinden yapılan istatistiksel değerlendirmeler doğrultusunda oluşturuldu. Araştırmada liderler geleceği öngören vizyon geliştirme, belirsizlik dönemlerinde doğru karar alabilme, dönüşüme hazırlık, ilham veren liderlik anlayışı, güven veren duruş ve etik yaklaşım, yenilikçiliği ve değişimi teşvik, çalışanlarını geliştirmesi ve güçlü ekipler kurma, paydaşlarla güvene dayalı ilişki, Türkiye ekonomisine ve sektörüne değer katma, küresel ölçekte rekabetçi başarı yaratma kriterleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirildi. Şirketler ise stratejik vizyon, finansal performans, sürdürülebilir büyüme, dijitalleşmeyi iş modeline entegre etme, yenilikçilik, çalışan deneyimi, kurumsal yönetim ve yönetişim, global rekabet gücü ve itibar gibi farklı kriterlerle değerlendirilmeye alındı.



DR. BAHADIR KALEAĞASI I b.kaleagasi@businesslife.com.tr
İŞ DÜNYASINA YÖN VERENLERİN BEĞENİ KRİTERLERİ DEĞİŞİYOR MU?
Bir şirketi gerçekten “beğenilen” yapan nedir? Finansal başarısı mı, büyüme hızı mı, güçlü markası mı, yenilikçi ürünleri mi? Bunların hepsi önemli. Ancak dünyada her şey gibi doğal olarak şirketlere duyulan hayranlığın ve güvenin ölçütleri de değişiyor. Yapay zeka ve uzay teknolojileri çağında değişime uyum sağlamak, nitelikli insan kaynağını çekmek, çalışanlarına iyi bir ortam sunmak, müşteriler ve yatırımcılar nezdinde güven yaratmak, etik ve şeffaf davranmak, çevresel ve toplumsal sorumluluk üstlenmek giderek daha belirleyici hale geliyor.
Edelman’ın 2026 Trust Barometer araştırmasında iş dünyasına küresel güven yüzde 64 düzeyinde. Çalışanların kendi işverenlerine güveni ise yüzde 78’e ulaşıyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre çalışanların temel becerilerinin ortalama yüzde 39’u 2030’a kadar değişecek; Türkiye için bu oran yüzde 44. Güvenin daha kırılgan, teknolojik değişimin muazzam hızlı olduğu bir dünyada şirket itibarı artık bilanço, ürün ve marka gücünü belirleyen etkenler, inovasyon, insan, güven, kurumsal davranış ve toplumla kurulan ilişkinin bütünüyle şekilleniyor. Peki bütün bu değişimin merkezindeki şirket liderinden ne bekleniyor?
PwC’nin 95 ülkeden 4.454 CEO ile gerçekleştirdiği 2026 Küresel CEO Araştırması’nda yöneticilerin yalnızca yüzde 30’u önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir artışına güveniyor. Yapay zeka yatırımlarından hem gelir artışı hem maliyet avantajı sağlayabilen şirketlerin oranı ise henüz yüzde 12. Liderlik için şirketi iyi yönetmek, büyütmek ve hissedarlara değer yaratmak hala önemli. Bu yönde ilerleme alanları değişiyor. Geleceği zamanında okumak, teknolojik ve jeopolitik değişimleri doğru yorumlamak, yetenekleri harekete geçirmek, belirsizlikler karşısında yön göstermek ve kurumuna toplum içinde güvenilir bir kimlik kazandırmak. BUSINESS LIFE olarak bu yıl 16’ncı kez İş Dünyasına Yön Veren 50 İş insanı’nı ve Sektörüne Yön Veren 100 Şirket’i ortaya koyduk. Bu değerli araştırmayı ilginize sunuyoruz.
ZİRVEDEKİ 5 LİDER
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, geleceği öngören vizyon geliştirme kriterinde öne çıkarken, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, küresel ölçekte rekabetçi başarı yaratma kriterinde ipi göğüsledi. Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, ilham veren liderlik anlayışıyla, Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık, dönüşüme hazırlık kriterinde ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ise yenilikçiliği ve değişimi teşvik kriterinde en fazla tercih edilen lider oldu.
LİDERLER HANGİ KRİTERLERLE ÖNE ÇIKTI?
- Geleceği öngören vizyon geliştirmesi %83
- Belirsizlik dönemlerinde doğru karar alabilmesi %75
- Şirketini dönüşüme hazırlaması %70
- İlham veren liderlik anlayışı %64
- Güven veren duruşu ve etik yaklaşımı %64
- Yenilikçiliği ve değişimi teşvik etmesi %60
- Çalışanlarını geliştirmesi ve güçlü ekipler kurması %58
- Paydaşlarıyla güvene dayalı ilişkiler kurması %58
- Türkiye ekonomisine ve sektörüne değer katması %55
-Küresel ölçekte rekabetçi başarı yaratması %51
ŞİRKETLER HANGİ KRİTERLERLE ÖNE ÇIKTI?
- Stratejik vizyonu ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımı %94
- Finansal performansı, sürdürülebilir büyümesi ve dayanıklılığı %81
- Dijital dönüşüm ve yapay zekayı iş modeline başarıyla entegre etmesi %78
- Yenilikçi ürün, hizmet ve iş modeli geliştirme başarısı %70
- Çalışan deneyimi, kurum kültürü ve yetenek yönetimi %66
- Kurumsal yönetim, etik değerler ve şeffaflık %60
- Sürdürülebilirlik ve toplumsal etki alanındaki somut uygulamaları %58
- Global rekabet gücü ve uluslararası başarıları %57
- Paydaşları nezdindeki itibarı ve güvenilirliği %55
- Belirsizlik dönemlerinde çevik hareket edebilme ve dönüşüm liderliği %40
MURAT ÜLKER I YILDIZ HOLDİNG YÖNETİM KURULU ÜYESİ
TÜRK ATIŞTIRMALIĞINI KÜRESEL LİGE TAŞIDI

Türkiye’den çıkan bir gıda grubunu küresel atıştırmalık sektörünün güçlü oyuncularından birine taşıyan Murat Ülker, satın almaları ve global marka stratejisiyle Türk iş dünyasında önemli bir dönüşüme öncülük etti. Bugün Yıldız Holding’in 657,8 milyar TL’lik konsolide satış hacmi ve beş kıtaya yayılan operasyonları, bu küreselleşme vizyonunun ulaştığı ölçeği gösteriyor.
Murat Ülker, Türkiye’den doğan bir gıda grubunun küresel atıştırmalık pazarında söz sahibi oyunculardan birine dönüşmesinin arkasındaki en önemli isimlerden biri. Yıldız Holding’in yerel markalarla başlayan büyümesini uluslararası satın almalar, güçlü marka yönetimi ve küresel organizasyon modeliyle yeni bir ölçeğe taşıdı. Bugün Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Ülker’in iş dünyasındaki etkisi, yalnızca grubun büyüklüğünden değil Türkiye sermayesinin dünya çapında marka satın alabileceğini ve bu markaları küresel ölçekte yönetebileceğini göstermesinden geliyor. Yıldız Holding, 2025’te konsolide satışlarını yüzde 34 artırarak 657,8 milyar TL’ye çıkarırken 12,08 milyar TL yatırım yaptı. İhracatı ise 30,6 milyar TL’ye ulaştı. 300’ü aşkın marka, 45 üretim tesisi ve yaklaşık 80 bin çalışanla beş kıtaya yayılan yapı, Ülker’in yıllar önce başlattığı küreselleşme stratejisinin bugün ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor.
SATIN ALMALARLA OYUNUN ÖLÇEĞİNİ DEĞİŞTİRDİ
Murat Ülker’in Türkiye iş dünyasında yarattığı en önemli kırılmalardan biri, büyümenin yalnızca organik yatırımlarla değil dünya çapındaki güçlü markaları satın alarak da gerçekleştirilebileceğini göstermesi oldu. 2007’de Belçikalı premium çikolata markası Godiva’nın satın alınması, Türk şirketlerinin uluslararası satın alma iştahı açısından sembolik bir dönüm noktasıydı. Ardından 2014’te İngiliz bisküvi üreticisi United Biscuits’in alınması geldi. McVitie’s gibi geçmişi 19’uncu yüzyıla uzanan markaların gruba katılması, Yıldız Holding’in global atıştırmalık sektöründeki pozisyonunu tamamen değiştirdi.
AHMET KOCABIYIK I BORUSAN HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
SANAYİDE UZUN VADELİ OYUN KURUYOR

Ahmet Kocabıyık, Borusan’ın 82 yıllık sanayi birikimini teknoloji, sürdürülebilirlik ve yeni büyüme alanlarıyla geleceğe taşıyor. 2025’te 326 milyar TL ciroya ulaşan grubun 2026 için 20 milyar TL’lik yatırım programı, Kocabıyık’ın uzun vadeli büyüme yaklaşımını ortaya koyuyor.
Ahmet Kocabıyık, Türkiye’nin köklü sanayi gruplarından Borusan’ı yeni büyüme alanlarına taşıyan dönüşümün başındaki isim. Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak üretimden otomotive, enerjiden makine ve güç sistemlerine uzanan geniş bir yapının stratejik yönünü belirliyor. Kocabıyık başkanlığındaki Borusan, bugün üç kıtada 10 bini aşkın çalışanıyla faaliyet gösteriyor. Grup, 2025’i yüzde 27 büyümeyle 326 milyar TL konsolide ciro ve yüzde 82 artışla 38 milyar TL FAVÖK ile kapattı. Cironun yüzde 28’i ihracattan gelirken yıl boyunca 15 milyar TL’nin üzerinde yatırım gerçekleştirildi. 2026’da ise 20 milyar TL yatırım ve 400 milyar TL’nin üzerinde ciro hedefleniyor. Kocabıyık’ın etki gücünü artıran asıl unsur, 82 yıllık sanayi mirasını korurken sermayeyi teknoloji, enerji dönüşümü, yapay zeka ve yeni iş modellerine yönlendiren uzun vadeli bakış açısı.
YATIRIMDA FREN YAPMIYOR
Türkiye sanayisinin yatırım kararlarında daha temkinli hareket ettiği bir dönemde Borusan büyüme iştahını koruyor. Grup 2025’te otomotive 6 milyar TL, enerjiye 4 milyar TL, üretime 3 milyar TL, makine ve güç sistemlerine 1 milyar TL, liman faaliyetlerine 1 milyar TL yatırım yaptı. 2026 planı ise bu rakamı 20 milyar TL’ye çıkarıyor. Yeni yatırım programında üretim ve otomotiv sekizer milyar TL ile en büyük payı alıyor.
Bu tablo Kocabıyık’ın yönetim anlayışındaki temel çizgiyi de ortaya koyuyor: Konjonktüre göre kısa vadeli pozisyon almak yerine güçlü olunan sektörlerde ölçeği sürekli büyütmek. Borusan bugün çelik boruda küresel pazarlara ulaşırken otomotivde BMW, MINI ve Jaguar Land Rover gibi markalarla güçlü konumunu sürdürüyor. Enerji alanında yenilenebilir kaynaklara odaklanıyor, makine ve güç sistemlerinde Caterpillar iş birliğiyle Türkiye sınırlarını aşan bir operasyon yürütüyor. Bu çeşitlilik gruba farklı ekonomik döngüler karşısında önemli bir hareket alanı kazandırıyor.
PORTFÖYÜNÜ GELECEĞE GÖRE YENİLİYOR
Kocabıyık döneminin dikkat çeken özelliklerinden biri de Borusan’ın geleneksel sanayi gücünü yeni ekonomiyle buluşturması. Grup bir yandan ana işlerine yatırım yaparken diğer yandan portföyünü aktif biçimde yönetiyor. Borusan Tedarik’in 2025’te CEVA Logistics’e satılması bu yaklaşımın son örneklerinden biri oldu. Yeni büyüme cephesinde teknoloji giderek daha fazla öne çıkıyor. Borusan 2025’te Ar-Ge için 385 milyon TL’yi aşan bütçe kullandı, 35 start-up ve 17 üniversiteyle iş birliği yaptı. Borusan Ventures üzerinden mobilite, lojistik, enerji, iklim teknolojileri ve yapay zeka alanlarındaki girişimlere yöneliyor. 2026’da yapay zeka destekli üretim teknolojilerinden kritik mineral keşfine kadar uzanan yatırımlar, grubun klasik sanayi şirketi kimliğini teknolojiyle genişlettiğini gösteriyor. Böylece Kocabıyık, mevcut işlerin verimliliğini artırırken geleceğin gelir alanlarına da sermaye ayırıyor.
HEDEFİ 200 YILIN ÖTESİ
Ahmet Kocabıyık’ın liderliğinde Borusan’ın gündeminde artık yalnızca bir sonraki büyüme dönemi yok. Grup kendisine “200 yıl ve ötesi” perspektifi çiziyor. Bu uzun vadeli yaklaşımın merkezinde sürdürülebilir kârlı büyüme, teknoloji ve yapay zeka, girişimcilik, yetenek ve kurum kültürü bulunuyor. Borusan’ın 2053 net sıfır taahhüdü de sanayi dönüşümünü iklim hedefleriyle birlikte ele alan yaklaşımın önemli bir parçası. Kocabıyık’ın iş dünyasındaki etkisi burada belirginleşiyor. Bir aile grubunun sanayi mirasını korurken portföyünü dönüştürüyor, uluslararası ölçekte büyütüyor ve yeni kuşaklara aktarılabilecek kurumsal bir yapı kuruyor. Borusan’ın 326 milyar TL’lik ölçeğinden 20 milyar TL’lik yeni yatırım programına kadar uzanan tablo, bu uzun vadeli stratejinin bugünkü karşılığını gösteriyor.
BÜLENT ECZACIBAŞI I ECZACIBAŞI HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
KURUMSALLAŞMAYI BİR ETKİ MODELİNE DÖNÜŞTÜRDÜ

Bülent Eczacıbaşı, 80 yılı aşan Eczacıbaşı Topluluğu’nu küreselleşme, profesyonel yönetim ve sürdürülebilir büyüme ekseninde dönüştüren isimlerin başında geliyor. Yapı ürünlerinden sağlığa uzanan ekonomik gücü kültür, sanat ve sivil toplum alanındaki uzun soluklu yatırımlarla tamamlayan Eczacıbaşı, Türkiye’de iş dünyasının toplumsal rolünü genişleten liderlerden biri olarak öne çıkıyor.
Bülent Eczacıbaşı’nın liderliğinde Topluluğun dönüşümündeki en belirgin eksenlerden biri uluslararasılaşma oldu. Bugün yapı ürünleri Eczacıbaşı’nın küresel ölçekte en güçlü faaliyet alanlarından birini oluşturuyor. VitrA, Artema, Burgbad, Engers ve Villeroy&Boch Tiles gibi markalarla faaliyet gösteren iş kolu, cirosunun yüzde 80’ini Türkiye dışındaki 75’ten fazla pazardan sağlıyor. Türkiye’nin toplam seramik sağlık gereçleri ihracatının yüzde 50’sinden fazlasını gerçekleştirirken karo ürünleriyle AB’ye yapılan ihracatta da ilk sırada yer alıyor. Bu uluslararası yapı yıllar içinde satın almalar, yeni tesisler ve kapasite yatırımlarıyla büyüdü. Villeroy&Boch’un karo faaliyetlerinin 2007’de topluluğa katılması, Eczacıbaşı’nın Avrupa’daki üretim ve marka gücünü artıran önemli hamlelerden biri oldu. Sağlık alanında Gensenta’nın bünyeye katılması ise topluluğun köklerinin bulunduğu ilaç sektöründe yeniden üretim ağırlıklı bir büyüme döneminin önünü açtı. Eczacıbaşı böylece güçlü olduğu işlerde ölçeği büyütürken portföyünü dönemsel ihtiyaçlara göre yenileyen bir strateji izliyor.
PROFESYONEL YÖNETİMİ GÜÇLENDİRDİ
Bülent Eczacıbaşı’nın Türkiye iş dünyasındaki etkisinin önemli bir boyutunu kurumsallaşma yaklaşımı oluşturuyor. Aile sermayesinin profesyonel yöneticilerle birlikte yönetildiği, görev ve sorumlulukların kurum içinde net biçimde ayrıldığı bir yapı uzun yıllardır topluluğun temel özellikleri arasında. Şubat 2025’te uluslararası teknoloji ve telekom deneyimine sahip Burak Sevilengül’ün Eczacıbaşı Topluluğu CEO’luğuna getirilmesi bu yaklaşımın yeni dönemdeki önemli adımlarından biri oldu.
İBRAHİM ÇEÇEN I IC HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
BÜYÜK PROJELERDEN YENİ NESİL ENERJİYE UZANIYOR

İbrahim Çeçen, 1969’da temellerini attığı IC Holding’i inşaat, altyapı, enerji, turizm ve sanayide büyük ölçekli projelere imza atan bir gruba dönüştürdü. Türkiye’nin simge altyapı yatırımlarından uluslararası havalimanlarına uzanan mühendislik birikimini bugün yenilenebilir enerji, veri merkezleri ve yeni nesil nükleer teknolojilere taşıyor.
İbrahim Çeçen’in iş dünyasındaki etki gücünün temelinde büyük ve karmaşık projeleri hayata geçirme kabiliyeti bulunuyor. Çalışma hayatına 1964’te başlayan Çeçen, 1969’da İÇTAŞ’ı kurdu. Bugün IC Holding çatısı altında 30’dan fazla şirket inşaat, enerji, turizm, sanayi, hava ve liman işletmeciliği gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu, Antalya Havalimanı, St. Petersburg Yüksek Hızlı Batı Çevreyolu ve Pulkovo Havalimanı grubun yıllar içinde üstlendiği büyük ölçekli projeler arasında yer alıyor. Bu mühendislik gücü son dönemde Orta Doğu’da daha görünür hale geliyor. IC İçtaş İnşaat, Suudi Arabistan’daki King Khalid Uluslararası Havalimanı’nın 3 ve 4’üncü terminallerinin ardından 1 ve 2’nci terminallerinin yapımını da tamamladı. 60 aya yayılan dönüşüm sonunda yenilenen terminaller ve bağlantı yapılarıyla havalimanının yolcu kapasitesi yıllık 30 milyona çıktı. Grup, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kapsamındaki yeni ulaşım ve altyapı yatırımlarında da büyümeyi sürdürüyor.
ENERJİDE YENİ ALANLARA GİRİYOR
Çeçen’in uzun vadeli büyüme stratejisinde enerji giderek daha büyük yer tutuyor. IC Enterra Yenilenebilir Enerji’nin portföyünde toplam 388 MW kurulu güce sahip 9 hidroelektrik santrali bulunuyor. Hatay’daki Erzin-2 GES ise 136 MWm mekanik kurulu güce sahip. Hibrit güneş ve depolamalı rüzgar projeleriyle portföyün çeşitlendirilmesi planlanıyor. Yeni dönemin daha iddialı adımı ise nükleer teknoloji. IC Nükleer ve Endüstri, 2026’da ARC Clean Technology ile sodyum soğutmalı 4’üncü nesil küçük modüler reaktörlerin Türkiye ve bölgede geliştirilmesi için stratejik iş birliğine gitti. Holding aynı yıl Mitsubishi Heavy Industries ve Future Enerji ile yapay zeka odaklı veri merkezleri konusunda da ortaklık başlattı. Bu hamleler IC’nin klasik altyapı müteahhitliğinden ileri mühendislik ve teknoloji üreten bir yapıya doğru genişlediğini gösteriyor.
SOSYAL ETKİYİ EĞİTİMLE BÜYÜTTÜ
İbrahim Çeçen’in etki alanının bir başka ayağını eğitim oluşturuyor. Yıllardır sürdürdüğü burs çalışmalarını 2004’te IC İbrahim Çeçen Vakfı çatısı altında kurumsallaştırdı. Vakfın burs verdiği üniversite öğrencilerinin sayısı 12 bini aşarken Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi başta olmak üzere okul, öğrenci yurdu ve eğitim yatırımları da bu modelin parçası oldu. Çeçen’i Türkiye’nin etkili iş insanları arasında konumlandıran güç, yarım asrı aşan mühendislik birikimini sürekli yeni yatırım alanlarına taşıması. Köprülerden havalimanlarına, yenilenebilir enerjiden nükleer teknoloji ve veri merkezlerine uzanan bu genişleme, IC Holding’in altyapı kuran bir gruptan geleceğin kritik altyapılarına yatırım yapan bir oyuncuya dönüşümünü ortaya koyuyor.
ALİ KİBAR I KİBAR HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“50 YILDIR SORUMLU VE NİTELİKLİ ÜRETİME ÖNCÜLÜK EDİYORUZ”

“Elli yılı aşkın sanayi geçmişimizde, sektörümüze hep 'daha fazla üretmek' yerine 'daha nitelikli ve sorumlu üretmek' anlayışıyla öncülük etmeye çalıştık. Bugün de bu anlayışı sürdürülebilirlik ve yapay zekayı iş modelimizin merkezine alarak sürdürüyoruz.”
Günümüzde tüm yatırım kararlarımızı sadece bugünün verimliliği için değil yarının rekabet gücü için şekillendiriyoruz. Küresel tedarik zincirlerinin bölgeselleştiği bu dönemde yurt içinde ve yurt dışında farklı coğrafyalarda üretici olmayı tercih etmemiz, sektörümüzün önümüzdeki yıllarda nasıl konumlanacağını da şekillendirecek bir yaklaşım.
DAHA FAZLA DEĞİL DAHA NİTELİKLİ
50 yılı aşkın sanayi geçmişimizde, sektörümüze hep 'daha fazla üretmek' yerine 'daha nitelikli ve sorumlu üretmek' anlayışıyla öncülük etmeye çalıştık. Bugün de bu anlayışı sürdürülebilirlik ve yapay zekayı iş modelimizin merkezine alarak sürdürüyoruz. Yatırım kararlarımızı yalnızca ekonomik getiriyle değil insani ve çevresel katkısıyla da değerlendiriyoruz. Bu bütüncül bakışın sektörümüze örnek olduğuna inanıyorum. Tedarikçilerimizi de bu dönüşüme dahil ederek kendi rekabet gücümüzün ötesinde birlikte çalıştığımız tüm ekosistemin dayanıklılığını artırmayı önceliklendiriyoruz.
YENİ STRATEJİK YATIRIMLAR
Topluluk şirketlerimizden Assan Alüminyum'un ABD'de Fairmont'taki folyo tesisini satın alarak Amerika kıtasında yerel üretici konumuna geçmesi, Assan Panel'in İngiltere'deki 45 milyon sterlinlik yeni tesisi ile Avrupa'daki rekabet gücümüzü artırması ve İspak Ambalaj'ın İzmit'teki yeni tesisiyle kapasitesini artırması, son dönemde aldığımız stratejik kararlardan bazıları. Ancak bunun ötesinde, aynı disiplinle sürdürülebilirlik ve dijitalleşmeye yönelik attığımız adımların da sektörün geleceğine yön vereceğine inanıyorum.
FUAT TOSYALI I TOSYALI HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
ÇELİKTE DÜNYA LİGİNDE HIZLA YÜKSELİYOR

Fuat Tosyalı, Hatay’da başlayan sanayi yolculuğunu üç kıtaya yayılan küresel bir çelik grubuna dönüştürürken Tosyalı’yı dünyanın en hızlı büyüyen üreticileri arasına taşıdı. 2025’te 9 milyar dolar ciro, 2 milyar doların üzerinde ihracat ve 12,11 milyon ton ham çelik üretimine ulaşan grup, dünya çelik üreticileri sıralamasında 14 basamak birden yükselerek 32’nci sıraya çıktı.
Fuat Tosyalı’nın iş dünyasındaki yükselişini farklılaştıran unsur, çelikte ölçeği çok kısa sürede küresel boyuta taşıması. Bugün Türkiye, Cezayir, Angola, Libya ve İspanya’daki üretim ağıyla yıllık 15 milyon ton sıvı çelik kapasitesine sahip olan Tosyalı, yaklaşık 15 bin çalışanıyla faaliyet gösteriyor. Grup 2021’de 4,68 milyon ton olan ham çelik üretimini 2025’te 12,11 milyon tona çıkardı. Bu performansla dünyanın en büyük 50 üreticisi arasında 2025’in en hızlı büyüyen şirketi olurken Türkiye merkezli üreticiler arasında lider, Avrupa’da ise ikinci büyük üretici konumuna yükseldi. Fuat Tosyalı’nın küreselleşme stratejisinin merkezinde üretimi farklı coğrafyalara yaymak bulunuyor. Cezayir’de kurulan Tosyalı Algerie bu yolculuğun en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Grup daha sonra Angola, Libya ve İspanya yatırımlarıyla üretim ağını genişletti. Bugün beş kıtada 100’ü aşkın ülkeye ihracat yapıyor. Hedef ise devam eden yatırımlarla dünyanın en büyük 20 çelik üreticisi arasına girmek.
YEŞİL ÇELİĞİ REKABET AVANTAJINA ÇEVİRİYOR
Tosyalı’nın büyüme stratejisinin ikinci güçlü ayağını enerji dönüşümü oluşturuyor. Çelik üretiminin yüksek enerji ve karbon yoğunluğu, sektörün geleceğinde temiz enerjiyi kritik hale getirirken Fuat Tosyalı yatırımlarını bu alanda hızlandırıyor. Temmuz 2026’da sağlanan 187 milyon Euro’luk finansmanla Osmaniye ve Niğde’deki güneş enerjisi yatırımlarının ilk fazı için önemli bir adım atıldı. İki santral toplam 261 MW yeni kapasite sağlayacak. Grubun yenilenebilir öz tüketim kapasitesini uzun vadede 1,4 GW’a ulaştırması hedefleniyor. Cezayir’de hidrojen kullanımına hazır DRI teknolojisine yapılan yatırımlar ve Tosyalı V-Green markası altında geliştirilen düşük karbonlu ürünler de bu dönüşümün parçaları. Böylece sürdürülebilirlik, grubun üretim maliyetini ve ihracat rekabetçiliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yatırım alanına dönüşüyor.
ETKİSİ ÇELİĞİN SINIRLARINI AŞIYOR
Fuat Tosyalı’nın etki alanı demir çelik sektörüyle sınırlı kalmıyor. BMC Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütürken TOGG Yönetim Kurulu Başkanı olarak Türkiye’nin mobilite dönüşümünün de merkezindeki isimlerden biri. Aynı zamanda Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Üyesi olarak sanayi politikalarının şekillendiği platformlarda görev alıyor.
ÇELİĞİN ÖTESİNDE BÜYÜYOR
Tosyalı’yı etki gücü yüksek iş insanları arasına taşıyan esas unsur da bu çok katmanlı büyüme modeli. Bir yandan dünya çelik liginde hızla yükselen üretim kapasitesi oluşturuyor, diğer yandan düşük karbonlu üretim, yenilenebilir enerji ve yeni coğrafyalar için milyarlarca dolarlık yatırımları devreye alıyor. 9 milyar dolarlık ciro ve dünya sıralamasında 32’nciliğe ulaşan yapı, Hatay’da başlayan bir sanayi hikayesinin bugün ulaştığı küresel ölçeği gösteriyor.
ADNAN BALİ I TÜRKİYE İŞ BANKASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI
BANKACILIĞIN İKİNCİ YÜZYILINDA ROTAYI ÇİZİYOR

Adnan Bali, genel müdürlükten yönetim kurulu başkanlığına uzanan kariyeri boyunca İş Bankası’nın büyüme ve dönüşüm süreçlerinin merkezindeki isimlerden biri oldu. Haziran 2026 sonunda 5,1 trilyon TL aktif büyüklüğe, 453 milyar TL özkaynağa ve 3,7 trilyon TL toplam nakdi ve gayrinakdi kredi hacmine ulaşan Türkiye’nin en büyük özel bankası, bugün ikinci yüzyılını teknoloji, girişimcilik ve sürdürülebilir finans odağında şekillendiriyor.
Adnan Bali’nin İş Bankası yolculuğu Teftiş Kurulu’nda müfettiş yardımcılığıyla başladı. Fon yönetiminden şube müdürlüğüne uzanan farklı görevlerin ardından genel müdür yardımcılığına yükseldi ve 1 Nisan 2011’de Genel Müdür oldu. Bu görevi 10 yıl sürdürdükten sonra 2021’de Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. 1 Nisan 2026’da yeniden başkanlığa getirilen Bali, aynı zamanda bankanın Risk, Sürdürülebilirlik, Ücretlendirme ve Yönetim Kurulu Faaliyet İlkeleri komitelerine başkanlık ediyor. Bugün ulaşılan bilanço, İş Bankası’nın ölçeğini ortaya koyuyor. Banka 2026’nın ilk yarısında aktif büyüklüğünü 5,1 trilyon TL’ye taşıdı. Nakdi krediler 2,7 trilyon TL’ye, gayrinakdi krediler 1 trilyon TL’ye, toplam mevduat 3,4 trilyon TL’ye ulaştı. Aynı dönemde 30 milyar TL net dönem kârı elde etti. İş Bankası, aktif büyüklük, toplam mevduat ile nakdi ve gayrinakdi kredilerde özel bankalar arasındaki lider konumunu korudu.
GİRİŞİMCİLİĞİ BANKANIN GÜNDEMİNE TAŞIDI
Bali’nin genel müdürlük döneminde teknoloji ve girişimcilik, İş Bankası’nın yeni büyüme alanları arasında daha görünür hale geldi. 2017’de başlayan Workup Girişimcilik Programı, bankayla yeni nesil teknoloji şirketleri arasında güçlü bir köprü kurdu. Program bugüne kadar 17 bini aşkın başvuru aldı ve mezun sayısı 182’ye ulaştı. Workup mezunlarından 75’ten fazlası farklı yatırımcılardan 60 milyon doların üzerinde yatırım alırken İş Bankası ve grup şirketleri 80’den fazla girişimle iş birliği yaptı.
CANSEN BAŞARAN-SYMES I ALLIANZ TÜRKİYE YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“SİGORTACILIĞI DÖNÜŞTÜRMEYE ÖNCÜLÜK ETTİK”

“Sigortacılığı riskleri karşılayan bir yapıdan, riskleri öngören ve dayanıklılık inşa eden bir yapıya taşıdık. AllIanz Türkiye olarak öncülük ettiğimiz en önemli dönüşümün bu olduğunu düşünüyorum.”
Sigortacılık, özünde güven üzerine kurulu bir sektör. Ancak bugün güven, yalnızca bir risk gerçekleştiğinde finansal güvence sunmakla sınırlı değil. Riski daha gerçekleşmeden anlamayı, önlemeyi ve müşterilerin, kurumların ve toplumun geleceğe daha dayanıklı olmasına katkı sağlamayı gerektiriyor. Allianz Türkiye olarak öncülük ettiğimiz en önemli dönüşümün bu olduğunu düşünüyorum; sigortacılığı riskleri karşılayan bir yapıdan, riskleri öngören ve dayanıklılık inşa eden bir yapıya taşımak. Bu bakış açısı bizi teknolojiden sürdürülebilirliğe kadar birçok alanda erken harekete geçirdi.
“YAPAY ZEKAYI YETKİNLİK OLARAK GÖRÜYORUZ”
Yapay zeka henüz şirketlerin ana gündemlerinden biri değilken veri altyapımıza, insan kaynağımıza ve yönetişim modelimize yatırım yapmaya başladık. Bugün yapay zekayı bir teknoloji yatırımı değil daha doğru risk yönetimi, daha iyi müşteri deneyimi ve daha güçlü kurumsal dayanıklılık sağlayan stratejik bir yetkinlik olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlikte de benzer bir yaklaşım izledik. 2019 yılında Türk sigorta sektörünün ilk entegre raporunu yayımladık ve borsada işlem görmeyen şirketler arasında bu alanda öncü olduk. Türkiye’nin ilk akredite deprem laboratuvarı ile yangın test ve eğitim merkezini barındıran Allianz Teknik’i hayata geçirdik. Kasko süreçlerimizi AB Taksonomisi kriterleriyle uyumlu hale getirerek sürdürülebilir ürün sertifikası alan Türkiye’deki ilk sigorta şirketi olduk. Bizim için öncülük, ilk olmakla sınırlı değil. Sektörün gelecekte nasıl çalışacağına dair standartların oluşmasına katkı sağlamak demek.
“UZUN VADELİ KURUMSAL YETKİNLİKLER KRİTİK”
Bugün yönetim kurullarının en önemli sorumluluklarından biri, bugünün performansını yönetirken geleceğin dayanıklılığını da inşa etmek. Bu nedenle bizim için kritik olan, kısa vadeli kazanımlardan çok uzun vadeli kurumsal yetkinliklere yatırım yapmak. Yapay zeka bu alanların başında geliyor. Ancak asıl mesele yapay zekayı kullanmak değil neyi ona devredeceğimizi ve neyi insanın sorumluluğunda tutacağımızı doğru belirlemek. Etik kullanım, şeffaflık, açıklanabilirlik, veri güvenliği ve insan gözetimini de bu nedenle teknoloji stratejimizin ayrılmaz parçaları olarak ele alıyoruz. Aynı şekilde sürdürülebilirliği de çevresel bir gündem ya da raporlama konusu olarak değil iş modelimizin geleceğiyle ilgili bir yönetim meselesi olarak görüyoruz. Geleceğin güçlü şirketlerini, bugünün risklerini en iyi yönetenler değil yarının risklerini bugünden görebilenler inşa edecek.
“ÜÇ BÜYÜK DÖNÜŞÜM İŞ DÜNYASINI ŞEKİLLENDİRECEK”
Önümüzdeki dönemde üç büyük dönüşümün iş dünyasını yeniden şekillendireceğini düşünüyorum. İlki, yapay zekanın karar alma süreçlerinin içine çok daha derin biçimde yerleşmesi.
DAHA BAĞLANTILI RİSKLER
İkincisi, iklim değişikliğiyle birlikte risklerin niteliğinin değişmesi. Doğal afetlerden siber tehditlere kadar risklerin giderek daha bağlantılı hale geldiği bir dünyadayız.
GÜVEN İLİŞKİSİ
Üçüncüsü ise güvenin başlı başına bir rekabet avantajına dönüşmesi. Teknolojiye erişimin giderek kolaylaştığı bir dünyada şirketleri birbirinden ayıracak olan yalnızca sahip oldukları teknoloji değil o teknolojiyi hangi değerlerle kullandıkları, nasıl bir güven ilişkisi kurdukları belirleyici olacak.
ASIL GÜÇ
Allianz olarak uzun vadeli bakış açımızı, güçlü yönetişim kültürümüzü, teknolojiye yaptığımız yatırımları ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı ayrı ayrı avantajlar olarak görmüyoruz. Asıl gücümüzün bunları aynı gelecek vizyonunun parçaları olarak yönetebilmek olduğuna inanıyoruz.
ADİL SANİ KONUKOĞLU I SANKO HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“KÜRESEL STANDARTLARI ŞEKİLLENDİRİYORUZ”

“Sanayide geleneksel üretim modellerini döngüsel ekonomi, ileri teknoloji ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden tanımlayan köklü bir değişime öncülük ediyoruz. Ar-Ge ve yeşil teknolojiye odaklanarak geleceğin rekabet ortamını şekillendirecek yatırımları hayata geçiriyoruz.”
SANKO Holding olarak sanayide geleneksel üretim modellerini döngüsel ekonomi, ileri teknoloji ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden tanımlayan köklü bir değişime öncülük ediyoruz. Tekstilde RE&UP girişimimizle tekstil atıklarını yüksek kaliteli, hemen kullanıma hazır hammaddeye dönüştürerek küresel ölçekte döngüsel ekonomiye öncülük ediyoruz. Enerjide tamamı yenilenebilir kaynaklardan oluşan 1.000 MW’ı aşkın kurulu gücümüzle sanayinin yeşil dönüşümüne liderlik ederken, üretimden finansa kadar tüm iş süreçlerimizi SAP S/4HANA, yapay zeka ve robotik süreç otomasyonu ile entegre ederek veriye dayalı kurumsal bir ekosistem inşa ediyoruz.
“YEŞİL TEKNOLOJİYE ODAKLANIYORUZ”
Ar-Ge ve yeşil teknolojiye odaklanma kararımızın geleceğin rekabet ortamını belirleyeceğine inanıyoruz. Ambalajda çevre dostu inovasyonlara, çimentoda dekarbonizasyona ve tekstilde döngüsel üretime yaptığımız yatırımlar; kurumumuzu yalnızca regülasyonlara uyum sağlayan değil küresel standartları doğrudan şekillendiren bir çözüm ortağı konumuna taşıyor.
GELECEĞİN SANAYİSİ
Sanayide insan aklı ile üretken yapay zekanın stratejik entegrasyonu temel odağımızda yer alıyor. Dekarbonizasyon ve karbon piyasalarının sunduğu yeni finansal mekanizmaları yakından takip ediyoruz. Döngüsel ekonomi modelleri, su yönetimi ve kaynak dayanıklılığı kritik trendler olarak öne çıkıyor.
SOSYAL YÖNETİŞİM
Yetenek yönetiminde “merak ve çeviklik” kültürünü önemsiyoruz. Karar alma mekanizmalarında kapsayıcılık ve kadın liderliğini güçlendiren sosyal yönetişim yaklaşımlarını yakından takip ediyoruz.
FEYHAN YAŞAR I YAŞAR HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“KALİTE VE GÜVENİ KORUYORUZ”

“Gıda sektöründe öncülük ettiğimiz değişimin; kalite, gıda güvenliği, güvenilir markalaşma ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiğini düşünüyorum. Gıdada kalite ve güveni korurken sürdürülebilirliği işimizin ayrılmaz bir parçası haline getiren bir dönüşüme öncülük etmek istiyoruz.”
Gıda sektöründe öncülük ettiğimiz değişimin; kalite, gıda güvenliği, güvenilir markalaşma ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiğini düşünüyorum. Ambalajlı ürünlerde tüketiciye yalnızca bir ürün değil arkasında kalite standartları, güvenilir üretim süreçleri ve şeffaf bir marka anlayışı olan bir değer sunmayı hedefliyoruz. Bunun yanında kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkimizin azaltılması ve sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaştırılması bizim için önemli. Kısacası, gıdada kalite ve güveni korurken sürdürülebilirliği işimizin ayrılmaz bir parçası haline getiren bir dönüşüme öncülük etmek istiyoruz.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞER
Önümüzdeki dönemde gıda sektörünü şekillendirecek en önemli kararların; gıda güvenliğini güçlendiren, kalite standartlarını yükselten ve sürdürülebilir üretimi destekleyen adımlar olacağını düşünüyorum. Tüketici beklentilerindeki değişimle birlikte izlenebilirlik, şeffaflık ve güvenilir ambalajlı ürünler daha da önem kazanacak. Bunun yanında çevresel etkilerin azaltılması, kaynakların verimli kullanılması ve ambalajların daha sürdürülebilir hale getirilmesi sektörün öncelikleri arasında olacak. Bu dönüşümün, markaların yalnızca ürün kalitesiyle değil tüketiciye sundukları güven ve sürdürülebilir değer ile farklılaşmasını sağlayacağına inanıyorum.
“GELECEĞİN GIDA TRENDLERİ”
Gıda sektöründe geleceğe yön verecek trendlerin başında online ticaret, sağlıklı ve fonksiyonel ürünlere yönelik artan talep, kişiselleştirilmiş ürünler ve lokal tatların modern yaklaşımlarla yeniden yorumlanması geliyor. Tüketiciler artık yalnızca lezzet değil sağlık, pratiklik, güvenilirlik ve kendilerine özel seçenekler de arıyor. Özellikle dijitalleşmeyle birlikte e-ticaret kanallarının güçlenmesi, tüketicinin ürüne ulaşma ve satın alma alışkanlıklarını önemli ölçüde değiştiriyor.
SAĞLIKLI YAŞAM
Bunun yanında sağlıklı yaşam trendi, daha doğal içerikli, katkı maddesi azaltılmış, fonksiyonel ve besleyici ürünlere olan ilgiyi artırıyor.
KİŞİSELLEŞTİRME
Kişiselleştirme ise tüketicinin ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre farklı ürün alternatiflerinin geliştirilmesini sağlayacak.
LOKAL TATLAR
Lokal ve geleneksel tatların ise doğru ambalajlama ve güçlü markalaşma ile modern tüketiciye sunularak hem Türkiye’de hem de global pazarlarda daha fazla değer kazanacağını düşünüyorum.
ENVER YÜCEL I BAHÇEŞEHİR UĞUR EĞİTİM KURUMLARI (BUEK) BAŞKANI
EĞİTİMİ SINIRLARIN ÖTESİNE TAŞIDI

Enver Yücel, 1974’te başlayan eğitim girişimciliğini yarım yüzyılı aşan bir yolculukta Türkiye’den dünyaya uzanan geniş bir yapıya dönüştürdü. Bugün Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları’nın başında yer alırken BAU Global üzerinden dört kıtaya yayılan yükseköğretim ağıyla eğitimin globalleşmesinde Türkiye’den çıkan en dikkat çekici modellerden birine imza atıyor.
Enver Yücel’in eğitim sektöründeki hikayesi 1974’te İstanbul Laleli’de üç sınıflı bir dershaneyle başladı. Zaman içinde Uğur markası büyürken 1994’te Bahçeşehir Koleji eğitim hayatına başladı. Ardından yükseköğretim geldi. Bahçeşehir Üniversitesi 1998’de kuruldu ve sonraki yıllarda Yücel’in eğitim vizyonunun uluslararası ayağı genişlemeye başladı.
Bugün Yücel’in başında bulunduğu yapı okul öncesinden yükseköğretime uzanan geniş bir eğitim ekosistemini kapsıyor. Onun iş dünyasındaki ağırlığını artıran unsurlardan biri de eğitime tek bir kurum ya da okul zinciri perspektifinden bakmaması. Eğitim markalarını farklı yaş gruplarına, akademik seviyelere ve coğrafyalara taşıyan bütünlüklü bir sistem oluşturuyor. Böylece 1974’te başlayan girişim, 50 yılı aşan süreçte Türkiye özel eğitim sektörünün en uzun soluklu yapılanmalarından birine dönüşmüş durumda.
DÖRT KITAYA UZANAN AĞ KURDU
Yücel’in büyüme hikayesindeki asıl kırılma noktalarından biri eğitimi uluslararası bir modele taşıması oldu. BAU Global’in güncel resmi verilerine göre yükseköğretim ağı 6 üniversiteden oluşuyor ve akademik topluluğu Kuzey Amerika, Avrupa, Afrika ve Asya olmak üzere dört kıtaya yayılıyor.
YENİ ROTASI TEKNOLOJİ VE ARAŞTIRMA
Enver Yücel’in son dönem ajandasında teknoloji, araştırma ve girişimcilik daha güçlü bir yer tutuyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nin 2025-2026 akademik yılı açılışında Ar-Ge yatırımlarının yüzde 100 artırılacağını açıklaması bu yönelimin en güncel göstergelerinden biri. Üniversitenin teknoloji üretimini özel sektör ve girişimcilikle bir araya getirme hedefinin merkezinde ise BAU Teknoloji ve Girişim Kenti bulunuyor. BAU Future Campus’te hayata geçirilen yapı, öğrencileri, akademisyenleri, girişimcileri ve sektör temsilcilerini aynı ekosistemde buluşturuyor.
MEHMET T. NANE I PEGASUS HAVA YOLLARI YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“MESELE GELECEĞE BUGÜNDEN HAZIRLANMAK”

“Önümüzdeki dönemde fark yaratmak için daha verimli, daha dayanıklı ve değişime daha hızlı uyum sağlayabilen bir yapı kurmak gerekiyor. Bizim için geleceğe yatırımın temelinde de bu anlayış var.”
Havacılığın geleceğini yalnızca daha fazla uçuş ve daha büyük bir filo üzerinden okumuyoruz. Bizim için asıl dönüşüm, hava yolunu daha akıllı, daha çevik ve misafir için daha kolay bir yapıya dönüştürmek. Bu nedenle teknoloji ve verinin sunduğu imkanları, insan odaklı bir anlayışla birleştirerek sektörde yeni bir çalışma ve hizmet kültürünün gelişmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Bizim için asıl mesele, değişimi takip etmek değil değişimin yönünü doğru okuyarak geleceğe bugünden hazırlanmak.
YATIRIMIN TEMELİ
Havacılıkta geleceği şekillendirecek kararların, bugünün ihtiyaçlarıyla geleceğin gerekliliklerini birlikte gözetmesi gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle filo yatırımlarından teknolojiye, insan kaynağından sürdürülebilirliğe kadar attığımız her adımı uzun vadeli rekabet gücümüz perspektifiyle değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde fark yaratmak için daha verimli, daha dayanıklı ve değişime daha hızlı uyum sağlayabilen bir yapı kurmak gerekiyor. Bizim için geleceğe yatırımın temelinde de bu anlayış var.
“RADARIMIZDA 3 BAŞLIK VAR”
Radarımızda üç ana başlık var: Yapay zeka, kişiselleştirme ve sürdürülebilirlik. Yapay zeka, fiyatlamadan operasyona, karar destek mekanizmalarından çalışan deneyimine kadar sektörün tamamında etkili olacak. Özellikle Agentic AI’ın bugün insanların zaman alan ve birbirine bağlı pek çok işi daha hızlı ve hatasız şekilde yönetmesini sağlayarak çalışma hayatını dönüştüreceğine inanıyoruz.
DENEYİM DEĞİŞİMİ
İkinci olarak, misafir beklentilerinin giderek daha kişisel, daha sade ve daha proaktif deneyimlere doğru evrildiğini düşünüyoruz. Teknolojinin burada asıl değerinin, misafirin hayatını kolaylaştırmak olduğunu unutmamak gerekiyor.
EN STRATEJİK GÜNDEM
Üçüncü başlık, sürdürülebilirlik. Havacılık açısından bu konu artık en stratejik gündemlerden biri. Daha verimli filolar, yakıt verimliliği, sürdürülebilir havacılık yakıtının yaygınlaşması ve değişen regülasyonlara hazırlık, sektörün geleceğini şekillendirecek. Biz de 2030 yılı için emisyon yoğunluğumuzu 2019’a kıyasla yüzde 20 azaltma hedefimiz doğrultusunda ilerliyoruz. Bu üç alanın ortak noktası ise insan. Teknoloji ve değişimi, insanı merkeze alan daha iyi bir deneyim ve daha sürdürülebilir bir gelecek için yönlendirmek gerekiyor.
FİKRET ÖZTÜRK I OPET YÖNETİM KURULU KURUCU BAŞKANI
AKARYAKITTA MARKA DENEYİMİNİ YENİDEN TANIMLADI

Fikret Öztürk, öğretmenlikten ayrılarak başladığı girişimcilik yolculuğunda OPET’i Türkiye akaryakıt sektörünün önde gelen markalarından birine dönüştürdü. Bugün 1.675 istasyonluk OPET ve SUNPET ağına ulaşan yapı, Öztürk’ün akaryakıt dağıtımında altyapı, müşteri deneyimi ve marka yatırımlarını bir araya getiren büyüme modelinin ulaştığı ölçeği gösteriyor.
Fikret Öztürk’ün iş dünyasındaki yolculuğu 1982’de öğretmenlikten ayrılarak Mersin’de madeni yağ ve akaryakıt alanında faaliyet gösteren Öztürkler Limited’i kurmasıyla başladı. Eşi Nurten Öztürk ile birlikte şirketi büyüten Öztürk, 10 yıl içinde uluslararası akaryakıt şirketlerinin önemli distribütörlerinden biri haline geldi ve 16 akaryakıt istasyonunun sahibi ve işletmecisi oldu. 1992’de İstanbul’a taşınmalarıyla OPET’in temelleri atıldı. Bugün OPET 1.178, SUNPET ise 497 istasyonla faaliyet gösteriyor. Toplam ağ 1.675 istasyona ulaşırken şirketin depolama kapasitesi 1 milyon 83 bin 955 metreküp seviyesinde. OPET’in güncel verilerine göre şirket beyaz ürünlerde yüzde 19,2, siyah ürünlerde yüzde 33,5 pazar payına sahip. Altyapıya kuruluşundan itibaren yapılan yatırımlar, OPET’i Türkiye’nin en yüksek depolama kapasitesine sahip akaryakıt dağıtım şirketi konumuna taşıdı.
ORTAKLIKLA ÖLÇEĞİ BÜYÜTTÜ
Fikret Öztürk’ün büyüme yolculuğundaki önemli kırılmalardan biri 2002 sonunda gerçekleşti. Koç Holding Enerji Grubu’nun OPET’in yüzde 50’sine ortak olmasıyla şirket yeni bir büyüme dönemine girdi. Güçlü yerel girişimcilik modeli ile büyük bir sanayi grubunun sermaye ve kurumsal kapasitesini buluşturan ortaklık, OPET’in istasyon ağının ve pazar payının büyümesini hızlandırdı. Öztürk’ün yaklaşımında rekabetin önemli alanlarından biri müşteri deneyimi oldu. Akaryakıt istasyonlarını yalnızca yakıt alınan noktalar olmaktan çıkaran hizmet standartları, hijyen çalışmaları ve sosyal sorumluluk projeleri markanın farklılaşmasında önemli rol oynadı.
AHU SERTER I FARK HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI
“DÖNÜŞÜM LİDERİYİM”

“Öncülük etmeye çalıştığım değişim, şirketlerin yalnızca bugünkü işlerini daha iyi yönetmesi değil gelecekte hangi işlerin içinde olmaları gerektiğini bugünden keşfetmeleri. İnovasyonu bir departmanın görevi olmaktan çıkarıp büyümenin merkezine taşıyoruz.”
Kendimi tek bir sektörün değil sanayi, teknoloji, girişimcilik ve sermayenin kesişiminde çalışan bir dönüşüm lideri olarak görüyorum. Öncülük etmeye çalıştığım değişim, şirketlerin yalnızca bugünkü işlerini daha iyi yönetmesi değil gelecekte hangi işlerin içinde olmaları gerektiğini bugünden keşfetmeleri. Fark Labs’i bu nedenle kurdum: Kurumların teknolojiyi izlemesini değil girişimlerle birlikte geliştirmesini, yatırım yapmasını ve yeni büyüme alanlarına dönüştürmesini sağlayan bir platform olarak. İnovasyonu bir departmanın görevi olmaktan çıkarıp büyümenin merkezine taşıyoruz.
“ERKEN YATIRIM YAPIYORUZ”
En önemli kararımız, henüz herkesin üzerinde uzlaşmadığı alanlara erken bakmak ve potansiyele popüler olmadan önce yatırım yapmak. Fiziksel yapay zeka, robotik, yeni nesil mobilite, ileri malzemeler, enerji dönüşümü ve yaşam bilimlerinde teknoloji ile üretimi buluşturan şirketleri destekliyoruz. Sermayenin yanında sanayi bilgisi, müşteri erişimi ve uluslararası büyüme desteği sunuyoruz. Kadınları da yalnızca iş gücünde değil sermayenin sahibi ve yatırım kararlarının belirleyicisi olarak konumlandırıyoruz. Çünkü geleceği sadece teknoloji değil onu kimin finanse ettiği de şekillendirecek. Gelecek Endüstrileri Fonu ile fiziksel yapay zekadan robotik ve ileri malzemelere, enerji dönüşümünden yaşam bilimlerine uzanan yeni büyüme alanlarına; Mobilite Teknolojileri Fonu ile otomotivin yazılım, elektrifikasyon ve otonom sistemlere dönüşümüne yatırım yapıyoruz. Arya VC ile de kadınların kurduğu ya da karar mekanizmalarında yer aldığı girişimleri destekleyerek kadınları sermayenin yalnızca kullanıcısı değil sahibi ve yönlendiricisi haline getiriyoruz. Çünkü geleceği öngörmenin yetmediğine, onu finanse etmek gerektiğine inanıyorum.
“KESİŞİMLER FIRSAT YARATIYOR”
Teknolojilerin birbirine yaklaştığı yeni bir döneme giriyoruz. Yapay zeka ekrandan çıkıp robotlara, fabrikalara ve araçlara yerleşiyor.
ENERJİ VE MOBİLİTE
Enerji, mobilite ve veri altyapısı iç içe geçiyor.
İKLİM TEKNOLOJİLERİ
İklim teknolojileri bir uyum meselesinden çok verimlilik ve rekabet avantajına dönüşüyor.
YENİ YATIRIM ALANLARI
Savunma ile sivil teknolojiler arasındaki sınırlar inceliyor; uzun yaşam, kadın sağlığı ve biyoteknoloji yeni yatırım alanları yaratıyor.
FIRSATLARI ERKEN GÖRMEK
Benim radarımda tek tek trendlerden çok bu kesişimlerin doğurduğu fırsatlar var. Geleceği, fırsatları erken gören ve ölçekleyebilenler şekillendirecek.
ERHAN KURDOĞLU I TFI TAB GIDA YATIRIMLARI YÖNETİM KURULU BAŞKANI
RESTORANIN ARKASINA BİR EKOSİSTEM KURDU

Erhan Kurdoğlu, 1994’te kurduğu TAB Gıda’yı restoran işletmeciliğinin ötesine taşıyarak üretimden lojistiğe uzanan entegre bir gıda ekosistemine dönüştürdü. Haziran 2026 itibarıyla 2.100 restorana ulaşan yapı, Burger King’den Popeyes’a, Arby’s’ten Subway’e uzanan global markaları Türkiye’de büyütürken Usta Dönerci ve Usta Pideci gibi yerli markalarla yeni pazarlara açılıyor.
Erhan Kurdoğlu’nun gıda sektöründeki yolculuğu 1994’te TAB Gıda’yı kurmasıyla başladı. Bir yıl sonra Burger King’in Türkiye master franchise haklarının alınması, grubun hızlı servis restoran sektöründeki büyümesinin ilk büyük adımı oldu. Kurdoğlu sonraki dönemde marka portföyünü genişletti; Burger King’in yanına Sbarro, Popeyes, Arby’s ve Subway eklenirken Usta Dönerci ve Usta Pideci de grubun kendi markaları olarak geliştirildi. Bugün ölçek, Türkiye hızlı servis restoran sektörünün en geniş ağlarından birini ortaya koyuyor. TAB Gıda, 2026’nın ilk yarısında 78 yeni restoran açarak 30 Haziran itibarıyla 2.100 restorana ulaştı. Bunların 1.181’i şirket tarafından, 919’u franchise yatırımcıları tarafından işletiliyor. Kurdoğlu’nun büyüme modelinde franchise sistemi de önemli bir kaldıraç oluşturuyor, şirket kendi yatırımlarını sürdürürken girişimcileri markalarının büyümesine ortak ediyor.
MUTFAKTAN TARLAYA KADAR SİSTEM KURDU
Kurdoğlu’nun modelini farklılaştıran asıl unsur, restoranların arkasındaki üretim ve tedarik zincirini de grup bünyesinde geliştirmesi. TFI TAB Gıda ekosisteminde lojistik ve satın alma tarafında Fasdat, unlu mamullerde Ekmek Unlu Gıda, et üretiminde Ekur Et, patates üretiminde Atakey gibi şirketler yer alıyor. Böylece restoran işletmeciliğinde kritik girdilerin önemli bölümü aynı sistem içinde planlanabiliyor. Bu yapının en görünür örneklerinden Atakey, TFI bünyesindeki hızlı servis restoranlarının dondurulmuş parmak patates ihtiyacını karşılıyor. Şirketin resmi verilerine göre Türkiye’de tüketilen her 5 dondurulmuş parmak patatesten 1’i Atakey tesisinde üretiliyor. Afyonkarahisar’daki tesis 90 bin ton dondurulmuş patates ve 10 bin ton dondurulmuş kaplamalı ürün işleme kapasitesine sahip.
AHMET ERDEM I SHELL TÜRKİYE ÜLKE BAŞKANI VE SHELL&TURCAS YÖNETİM KURULU BAŞKANI
100 YILLIK MARKAYI MOBİLİTE ÇAĞINA TAŞIYOR

Ahmet Erdem, 1990’da adım attığı Shell’de Türkiye’den Doğu Afrika’ya uzanan yöneticilik deneyiminin ardından bugün şirketin Türkiye operasyonlarının başında yer alıyor. Yaklaşık 1.200 istasyon, 1.100’ün üzerinde Select market ve günde 1 milyondan fazla ziyaretçiye ulaşan Shell&Turcas’ı akaryakıt perakendesinden elektrikli mobiliteye, madeni yağ ihracatından yeni nesil istasyon deneyimine uzanan daha geniş bir enerji ve hizmet platformuna taşıyor.
Ahmet Erdem’in Shell kariyeri 1990’da başladı. Türkiye, Orta Doğu ve Avrupa’da farklı üst düzey görevler üstlendi; Yunanistan ve Türkiye Yatırım Müdürlüğü ile Türkiye Perakende Satışlar Müdürlüğü yaptı. Kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri 2006’da Shell ile Turcas arasında kurulan ortak girişimin oluşum sürecinde üstlendiği rol oldu. Ortaklığın entegrasyonu sırasında Perakende Genel Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Ardından Shell’in Doğu Afrika operasyonlarının merkezi Kenya’ya geçerek Shell Kenya Ülke Başkanı ve Kenya Shell Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Bugün Shell Türkiye Ülke Başkanlığı ile Shell & Turcas Yönetim Kurulu Başkanlığını birlikte yürütüyor. Onun liderliğindeki yapı bugün Türkiye’nin dört bir yanına yayılan yaklaşık 1.200 istasyonda her gün 1 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlıyor. 1.100’ün üzerindeki Shell Select market ağı ise istasyonları yalnızca enerji ikmal noktası olmaktan çıkarıp perakende ve hizmet merkezlerine dönüştüren stratejinin önemli ayağını oluşturuyor.
TÜRKİYE’DEN 80 ÜLKEYE ÜRETİM
Shell Türkiye’nin küresel sistem içindeki önemli rollerinden biri madeni yağ üretimi ve ihracatında ortaya çıkıyor. Kocaeli Derince’deki Shell&Turcas Madeni Yağ ve Gres Üretim Tesisi, şirketin güncel açıklamasına göre Akdeniz bölgesindeki tek gres ve en büyük madeni yağ üretim tesisi konumunda. Tesisten bugün 80 ülkeye ihracat gerçekleştiriliyor. Böylece Türkiye operasyonu iç pazarın yanı sıra Shell’in uluslararası üretim ve tedarik ağında da önemli bir merkez olarak konumlanıyor. Erdem’in yönetim gündeminde operasyonel emniyet de belirgin bir yer tutuyor. Shell Türkiye 2025 boyunca 500’den fazla profesyonel sürücüsüyle 55 milyon kilometre yol katetti. Şirket araç içi teknolojiler, sürücü eğitimleri ve dijital takip sistemleriyle “Hedef Sıfır” yaklaşımını operasyonlarının merkezinde tutuyor.
İSTASYONUN SINIRLARINI GENİŞLETİYOR
Enerji sektöründeki dönüşüm, Erdem’in gündemini akaryakıtın ötesine taşıyor. Shell Recharge ile elektrikli araç şarj hizmetlerini Türkiye’de büyüten şirket, Trugo ile yaptığı iş birliği kapsamında 81 ilde yüksek hızlı şarj çözümlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Perakendede ise deli2go gibi istasyon içinde geliştirilen markaların yeni formatlarla istasyon dışına taşınması, Shell&Turcas’ın mobilite ile günlük tüketimi bir araya getiren yeni iş modellerine yöneldiğini gösteriyor. Bu dönüşüm insan kaynağına da uzanıyor. Shell&Turcas’ın “Shell’de Kadın Enerjisi” programıyla istasyonlarında 10 binin üzerinde kadın istihdamına ulaştığı şirketin 2026 verilerinde yer alıyor. Ahmet Erdem aynı zamanda TOBB Petrol ve Petrol Ürünleri Sanayi Meclisi ile PETDER ve Enerji Verimliliği Derneği’nde başkanlık görevleri yürütüyor. Böylece şirket yönetiminin yanında sektörün dönüşüm gündeminin şekillendiği kurumsal platformlarda da aktif rol üstleniyor.
SANİ ŞENER I TAV İNŞAAT YÖNETİM KURULU BAŞKANI
TÜRK HAVALİMANI MODELİNİ DÜNYAYA TAŞIDI

Sani Şener, İstanbul Atatürk Havalimanı projesiyle başlayan yolculukta TAV’ın havalimanı yapımı ve işletmeciliğinde küresel bir markaya dönüşmesinin mimarlarından biri oldu. Bugün TAV İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı olarak yoluna devam eden Şener’in liderliğindeki şirket, 15 ülkeye yayılan projeleri ve 26,3 milyar doları aşan toplam sözleşme büyüklüğüyle Türk mühendisliğinin dünyadaki en güçlü temsilcilerinden biri konumunda.
Sani Şener’in TAV hikayesi 1997’de İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nin yap-işlet-devret projesiyle başladı. Kurucu ortaklarından olduğu TAV Havalimanları’nda 25 yıl boyunca İcra Kurulu Başkanlığı yapan Şener, şirketin Türkiye’den çıkan uluslararası bir havalimanı işletmecisine dönüşmesine liderlik eden isimlerden biri oldu. TAV zaman içinde havalimanı yapımının yanına işletme, yer hizmetleri, yiyecek-içecek, bilişim, güvenlik ve duty free gibi hizmetleri ekleyerek entegre bir model oluşturdu. Bu yapılanmanın ayırt edici yönü, mühendislik ve işletmecilik bilgisini aynı sistem içinde bir araya getirmesiydi. TAV’ın Türkiye’de edindiği deneyim Gürcistan’dan Tunus’a, Kuzey Makedonya’dan Suudi Arabistan ve Kazakistan’a uzanan geniş bir coğrafyaya taşındı. Şener, 2022’de icra başkanlığını Serkan Kaptan’a devrederek Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine geçti, 1 Mayıs 2024’te TAV Havalimanları yönetimindeki görevini tamamladı ve çalışmalarını TAV İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı olarak sürdürmeye başladı.
26,3 MİLYAR DOLARLIK PROJE HACMİ
Şener’in bugün doğrudan odaklandığı TAV İnşaat, havalimanı mühendisliğinde ulaştığı ölçekle öne çıkıyor. Şirketin Ekim 2025 tarihli resmi kurumsal verilerine göre tamamlanan ve devam eden projelerinin toplam sözleşme değeri 26,3 milyar doları aşmış durumda. TAV İnşaat bugün 15 ülkede faaliyet gösteriyor. Portföyde Katar’daki Hamad Uluslararası Havalimanı, Abu Dabi Uluslararası Havalimanı, Bahreyn Uluslararası Havalimanı, Riyad King Khalid Havalimanı Terminal 5, Medine Prince Mohammed Bin Abdulaziz Havaliman gibi büyük projeler bulunuyor.
VAHAP KÜÇÜK I LC WAIKIKI YÖNETİM KURULU BAŞKANI
PERAKENDEDE SINIRLARI AŞAN BİR MODEL KURDU

Vahap Küçük, LC WaIkIkI’yi Türkiye pazarındaki bir giyim markasından dünyanın farklı coğrafyalarına yayılan büyük bir perakende organizasyonuna taşıyan büyümenin başındaki isimlerden biri. Şirket 2025 sonunda 6 milyar dolar net satışa, 1,2 milyar dolar ihracata, yaklaşık 55 bin çalışana ve 1.300’ün üzerinde mağazaya ulaşırken Küçük’ün liderliğinde erişilebilir moda anlayışını küresel ölçekte büyütmeyi sürdürüyor.
Vahap Küçük’ün LC Waikiki yolculuğu, markanın Türkiye lisansının Taha Holding tarafından 1991’de kurulan Tema Tekstil ile alınmasının ardından başladı. Türkiye’deki toptan satış organizasyonunu yönetmek amacıyla kurulan Tema Tekstil’in başına kurucu ve yönetici ortak olarak geçti. 1997’de LC Waikiki’nin dünya çapındaki marka haklarının satın alınması ise şirketin geleceğini değiştiren kritik adımlardan biri oldu. Asıl dönüşüm 2000’deki mali kriz sonrasında geldi. Grup, üretim ve perakende faaliyetlerini birbirinden ayırırken toptan bayilik sisteminden çıkarak doğrudan perakendeye odaklanma kararı aldı. Vahap Küçük Yönetim Kurulu Başkanlığını, Mustafa Küçük ise CEO ve Grup Koordinatörlüğünü üstlendi. Bu yeniden yapılanma, LC Waikiki’nin sonraki yıllardaki hızlı mağazalaşmasının ve uluslararası büyümesinin temelini oluşturdu. Bugün şirketin ölçeği bu kararın sonuçlarını ortaya koyuyor. LC Waikiki’nin resmi verilerine göre Türkiye’de 550, yurt dışında 750 olmak üzere toplam 1.300 mağazası bulunuyor. Marka e-ticaret hizmetiyle ise 81 ülkeye ulaşıyor.
6 MİLYAR DOLARLIK ÖLÇEĞE ULAŞTI
Küçük’ün yönetim anlayışının merkezinde geniş tüketici kitlesine ulaşan, fiyat erişilebilirliğini koruyan ve yüksek hacimle büyüyen perakende modeli bulunuyor. “İyi Giyinmek Herkesin Hakkı” yaklaşımı markanın hem Türkiye’de hem uluslararası pazarlarda konumlanmasının ana eksenini oluşturuyor. LC Waikiki bugün Avrupa’nın en başarılı üç giyim markasından biri olma vizyonuyla hareket ediyor. Şirket 2025’i 6 milyar dolar net satışla kapatırken ihracatı 1,2 milyar dolara ulaştı. Yaklaşık 55 bin kişiye istihdam sağlayan yapının tedarik zinciri de Türkiye ekonomisi açısından önemli bir ölçeğe sahip. LC Waikiki’nin resmi verilerine göre ürünlerinin yüzde 70’i Türkiye’de, yüzde 30’u yurt dışında ürettiriliyor. Böylece şirketin büyümesi mağazacılığın yanında üretici ve tedarikçi ekosistemine de yayılıyor.
MAĞAZADAN DİJİTAL PAZARA AÇILIYOR
LC Waikiki’nin yeni büyüme alanlarından biri dijital perakende. Fiziki mağazaları çok sayıda ülkeye yayılırken e-ticaret kanalı şirketin erişimini 81 ülkeye taşıyor. Bu yapı Küçük’ün yıllar içinde kurduğu yüksek hacimli mağazacılık modelinin dijital kanallarla tamamlandığı yeni bir döneme işaret ediyor. Uluslararasılaşma da büyümenin ana motorlarından biri olmayı sürdürüyor.
BÜYÜMENİN ROTASI DÜNYA
Türkiye’de oluşturulan marka, ürün geliştirme ve perakende yönetimi deneyimi bugün Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Orta Asya’dan Afrika ve Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada kullanılıyor. Vahap Küçük’ü iş dünyasında öne çıkaran da bu ölçek dönüşümü. Türkiye lisansını yöneten bir şirketten yola çıkarak markanın dünya haklarını alan, kriz sonrasında perakende modelini yeniden kuran ve LC Waikiki’yi milyarlarca dolarlık uluslararası bir organizasyona taşıyan uzun soluklu büyümenin yönetiminde belirleyici rol oynuyor.
NEZİH BARUT I ABDİ İBRAHİM YÖNETİM KURULU BAŞKANI
İLAÇTA BİYOTEKNOLOJİ ROTASINI AÇTI

Nezih Barut, Abdi İbrahim’in 2002’den bu yana kutu satışı ve ciro bazında Türkiye ilaç sektöründeki liderliğini sürdürürken şirketin büyüme rotasını biyoteknoloji, Ar-Ge ve uluslararası pazarlara çevirdi. Bugün 255’i aşkın marka, 530’dan fazla ürün, yaklaşık 6 bin çalışan ve 70’ten fazla ülkeye ulaşan yapının başında, Türkiye’den global bir ilaç şirketi çıkarma hedefini ileri taşıyor.
Nezih Barut’un Abdi İbrahim’deki yönetim yaklaşımının temelinde, güçlü yerel konumu sürekli yatırımla desteklemek bulunuyor. 1912’de kurulan şirket bugün Türkiye ilaç pazarında 2002’den bu yana kutu satışı ve ciro bazında liderliğini sürdürüyor. Barut döneminde üretim altyapısından Ar-Ge’ye, yeni tedavi alanlarından uluslararası ortaklıklara uzanan geniş bir dönüşüm yaşandı. Bugün Abdi İbrahim’in Türkiye’nin yanı sıra Kazakistan ve Cezayir’de üretim tesisleri bulunuyor. Yaklaşık 6 bin kişilik insan kaynağı, 30’a yakın uluslararası lisansörle yürütülen çalışmalar ve geniş ürün portföyü şirketin ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor. Barut’un stratejisinde bu büyüklüğü korumak kadar yeni ilaç teknolojilerinde daha güçlü bir üretici haline gelmek de öncelikli. Bu nedenle şirket son yıllarda yatırımlarının önemli bölümünü katma değeri yüksek alanlara yöneltiyor.
BİYOTEKNOLOJİDE ERKEN POZİSYON ALDI
Nezih Barut’un uzun süredir üzerinde durduğu alanların başında biyoteknoloji geliyor. Abdi İbrahim, 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen AbdiBio ile Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisini kurdu. Şubat 2025’te AbdiBio Ar-Ge Merkezi’nin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilmesi, şirketin biyoteknolojide araştırma ve ürün geliştirme kapasitesini daha ileri bir aşamaya taşıdı. Bu yaklaşım uluslararası satın almalara da yansıdı. Abdi İbrahim, 2020’de İsviçre merkezli biyoteknoloji şirketi OM Pharma’nın yüzde 28,5 hissesini satın aldı. 500 milyon İsviçre Frangı değerindeki satın alma işlemine ortak olan şirket, böylece Avrupalı bir ilaç şirketinin yönetiminde söz sahibi olan ilk Türk ilaç şirketi konumuna geldi. Barut bu hamleyi yalnızca finansal bir yatırım olarak ele almadı; biyoteknoloji alanındaki bilgi birikimini, Ar-Ge yetkinliğini ve uluslararası pazarlara erişimi güçlendirecek stratejik bir adım olarak konumlandırdı.