CANAN ERCAN ÇELİK I BUSINESS LIFE YAZARI
2026 yılı beklenti ve dilekleri ne merkezde diye bir tarama yaptım. İllaki mesajlar umutlu ancak daha realist bir tonlama var. Sağlık, siyasal istikrar, toplumsal refah ve küresel barış gibi alanlarda somut iyileşmeler bekleniyor. Ekonomik istikrara, öngörülebilirliğe ve piyasalarda istikrarlı bir yıl dileğine vurgu yapılıyor.
Gazeteci Umur Talu* ‘Yeni yılı yeni yapan eski yıllardır’ diyerek ekliyor ‘yeni yıl size, ülkeye, ne bileyim, dünyaya da umutlarla gelsin. Hasret, acılar, endişeler, kayıplar, tamamen bitmez de azalıp çoğu gitsin…’ Toplum olarak en büyük ortak beklentimizin ‘adalet’ olduğunu belirten araştırmacı-yazar Bekir Ağırdır’a* göre 2026’ya yaklaşırken Türkiye’nin önünde tek bir gelecek değil aynı anda yürüyen üç farklı olasılık hattı bulunuyor: Kontrollü süreklilik, sınırlı iyileşme ve yeniden dengeleme ya da sıkışma ve sertleşme. Türkiye için 2026, ne otomatik bir felaket yılı ne kendiliğinden bir toparlanma dönemi; belirsizlik ve karmaşıklık içinde dayanıklılığın, yön tayininin ve siyasal aklın sınandığı bir eşik. Dileği: Belirsizlik içinde dayanıklılık ve yön bulma gücünün artması.
Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk* yeni yılı kuzey ya da güney yarım kürede karşılamanın dahi fark yarattığını söylüyor. Kendi deneyimi biten yıla güney yarımkürede, yaz mevsiminin aydınlık ve hafif ruh halinde bakmak, kışın karanlık günlerinde bakmaktan farklı olduğu yönünde.
Yıl sonu değerlendirmelerini, bedensel ve çevresel koşulların eşlik ettiği bir dönemde yaptığımızı unutmamamızı ve bu durumun yaşananlara daha karamsar bakmamıza yol açabileceğini de ekliyor. Yıl sonu muhasebelerimizin fayda yaratacak boyuta geçebilmesi için Winston Churchill’e atfedilen “İyi bir krizin ziyan olmasına asla izin vermeyin” sözünü anımsatıyor. ‘İyi bir kriz, yaşananı büyütmek ya da ona olduğundan fazla anlam yüklemek değil onu daha berrak, daha işlevsel ve gelecekteki seçimlere rehberlik edebilecek bir yere yerleştirmek anlamına geliyor. Yaşananı yadsımadan ama bir açıklamanın bütün resmi tek başına belirlemesine de izin vermeden bakabilmek.’
Ekonomist Doç. Dr. Özge Öner* 2026’yı tek bir rakamla, tek bir büyüme ya da enflasyon tahminiyle anlatmanın mümkün olmadığını, ‘aynı ekonomi içinde birden fazla istikbal’ bulunduğunu, hangisinin galip geleceğinin, teknik hedeflerden ziyade bu hedeflerin hangi kurumsal zeminde ve nasıl bir siyasal iklim içinde takip edileceğine bağlı olduğunu belirtiyor. İktisatın, ‘uzun süredir yalnızca piyasa dinamikleriyle değil kurumların gücü ve siyasetin yarattığı belirsizliklerle de şekillendiğini, hukuk devleti, düzenleyici kurumların özerkliği ve karar alma süreçlerinin öngörülebilirliğinin artık iktisadın dışsal unsurları değil bizzat iktisadi hayatın kendisi’ olduğunu açıklıyor.
Bu nedenle 2026’ya, siyasal belirsizliklerin iktisadi hayatı yeniden ve doğrudan tayin edeceği bir eşikten girdiğimizi, sermaye, emek ve hane halkı kararlarının siyasal iklimin sunduğu ya da daralttığı alanla şekilleneceğinin altını çiziyor. Çıkarımı net: Belirsizlik uzadıkça ekonomi ayakta kalabilir fakat yön kazanamaz.
Yazar ve akademisyen Selçuk Şirin’in* 2025 sonu itibarıyla yayımlanan değerlendirmesine göre Türkiye aynı anda üç büyük kırılmanın ortasında: Ekonomik kriz / Demografik değişim / Küresel teknolojik rekabet sorunları. Şirin’e göre bu üçlü kriz, artan siyasal gündem tartışmalarının gölgesinde stratejik karar alma kapasitesini zorlayacak ve 2026’yı “çoklu risk yönetimi yılı” haline getirecek.
Gazeteci, yazar ve girişimci Serdar Kuzuloğlu’nun* farklı yayınlarındaki risk-fırsat dengesi ve eleştirel teknoloji bakışıyla 2026’ya yönelik beklentisini ‘teknoloji sadece kolaylık vaat eden bir araç olmamalı, toplumun gerçek ihtiyaçlarının gözeten, güvenlik ve etikle dengelenmiş, insan merkezli bir dönüşüm yılı olmasına hizmet etmeli’ şeklinde derleyebilirim.
AYAKLAR YERE DAHA SAĞLAM BASACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR
Yapay zeka boyutunda ayaklarımızın yere daha sağlam bastığı bir sürece giriyoruz gibi görünüyor. Başlangıçtaki korku, sonra uyum sağlayamama kaygısı yavaş yavaş yerini net fayda analizleri ve sorgulamalarına bırakıyor. YZ okuryazarlığını ve insan-YZ iş birliği kültürünü özümsemiş olanlar hem potansiyellerini büyütecek hem bir adım önde olacaklar. Küresel bazda ülkelerin YZ egemenlik platformlarındaki gelişimini ve rekabetini de hep birlikte deneyimleyeceğiz. Yabancı basın yeni yıla girerken küresel siyasetle ilgili olarak demokratik süreçlerin sınanacağı, kutuplaşmanın devam ettiği ve büyük güç rekabetinin sürdüğü bir zeminde ABD ara seçimlerinin, Çin-ABD rekabetinin, Orta Doğu’daki gerilim ve gelişmelerin, Avrupa’daki siyasi dönüşümlerin belirleyici etki yaratacağını öngörüyor. Dilekler malum, daha istikrarlı, barışçıl, katılımcı ve kapsayıcı siyaset. Ülke ve dünya genelinden bize, birey boyutuna dönersek Gazeteci Mine Şenocaklı‘yı* referans alabiliriz. Yıl biterken ‘Ben mi çok karamsarım yoksa herkes mi öyle, bir umut var mı insanların içinde, merakla bunu öğrenmek istiyorum’ diyerek İstanbul Kadıköy’de her yaştan, her kesimden insana aynı soruyu sormuş, “2026’dan beklentiniz nedir?” Sadece üç genç kadın ve bir çocuk farklı bir şey dilemiş. Kadınlar aşk ve ‘hayırlı bir eş’, çocuk para! Kalanların bir bölümü umutsuz bir şey söylememek için ‘sağlık, huzur ve mutluluk’ üçlüsünü sıralamış. Geriye kalan büyük çoğunlukta ise ne umut varmış, ne tek bir beklenti... Ne hazin!
Takvim geçişleri mucize yaratmıyor. Ama yine de bir eşikten geçmek bize özdeğerlendirme motivasyonu sağlıyorsa ve içimizde küçük de olsa bir umut kıvılcımı yakıyorsa bunu ciddiye almalı. Çünkü bizi ayakta tutan tam da o küçük kıvılcımlar.
2026 dilerim aklın, bilimin, vicdanın yükseldiği, sanat ve edebiyatın bizi sağalttığı, zor koşullara rağmen umutla ve dirençle yol aldığımız, daha dingin bir zihin ve daha güçlü bir iç dengeyle ilerlediğimiz, eksilmeden çoğaldığımız, sevdiklerimizle, sağlıkla, daha adil ve aydınlık günlere uyandığımız bir yıl olur.
*Gazete Oksijen