Türk Telekom, dijital altyapı yatırımlarını yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir finansman projeleriyle büyütüyor. 2005’ten bu yana 24,5 milyar dolarlık yatırım gerçekleştiren şirket, 1,1 milyar dolarlık sürdürülebilir finansman hacmine ulaştı. 405,8 MWe’lik güneş enerjisi kapasitesinin ilk fazını Sivas’ta devreye alan Türk Telekom, Ağrı ve Malatya’da yeni santraller planlıyor. Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Yeşil dönüşümü orta ve uzun vadeli değer üretme kapasitemizi artıran stratejik bir yatırım hamlesi olarak görüyoruz” diyor.
SEYFETTİN BAYRAM I s.bayram@businesslife.com.tr
Türkiye'nin dijital altyapı yatırımlarının en önemli oyuncusu olan Türk Telekom, büyüme stratejisini dijital ve yeşil dönüşüm ekseninde şekillendiriyor. 58 milyona yaklaşan abone tabanı ve 571 bin kilometrelik fiber ağıyla faaliyet gösteren şirket, son 5 yıldır sektörün yatırım lideri. 2005'ten bu yana gerçekleştirilen 24,5 milyar dolarlık yatırımın ardından şirketin yeni dönemdeki öncelikleri arasında yenilenebilir enerji, 5G, yerli teknoloji üretimi ve sürdürülebilir finansman yer alıyor. Şirket, 2024 yılında 500 milyon dolarlık sürdürülebilir Eurobond, 2025 yılında ise 600 milyon dolarlık yeşil Eurobond ihracı gerçekleştirdi. Böylece sürdürülebilir finansman araçlarıyla sağlanan kaynak 1,1 milyar dolara ulaştı. Enerji tarafında ise tahsis edilen 405,8 MWe güneş enerjisi kapasitesinin ilk 96 MWe'lik bölümü Sivas'ta devreye alındı. Ağrı ve Malatya'da planlanan yeni santrallerle temiz enerji yatırımlarının büyütülmesi hedefleniyor.
Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, bu yatırımları şirketin uzun vadeli rekabet gücünün önemli bir parçası olarak değerlendiriyor. Dijital dönüşümle yeşil dönüşümün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Şahin, şirketin uluslararası sermaye piyasalarından sağladığı kaynakları dijital ve çevreci altyapı projelerine yönlendirdiğini söylüyor. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi'nde “Master Partner” ve “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak yer alacak Türk Telekom, organizasyonun iletişim ve teknoloji altyapısını da üstleniyor. Ebubekir Şahin ile şirketin yatırım stratejisini, enerji projelerini, sürdürülebilir finansman çalışmalarını, yerli teknoloji hamlesini ve COP31 hazırlıklarını konuştuk.

- Türk Telekom'un son yıllardaki yatırım performansını ve dijital dönüşüm stratejisinde sürdürülebilirliğin yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk Telekom olarak ülkemizin dijital geleceğini inşa ederken, teknolojiyi yalnızca bugünün operasyonel gereksinimlerine cevap veren bir altyapı aracı olarak değerlendirmiyoruz. Bizim vizyonumuzda teknoloji, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın, toplumsal refahın ve çevresel dayanıklılığın temel itici gücü. Güçlü şebekemiz, mühendislik kabiliyetimiz ve yenilikçi çözümlerimizle Türkiye'nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, yarınlara daha yaşanabilir ve kaynakları korunmuş bir dünya bırakmak için gayret gösteriyoruz. Türk Telekom'un kurumsal stratejisinde sürdürülebilirlik en temel iş sütunlarından biri. 2005 yılından bu yana ülkemizin dijitalleşme hamleleri için toplam 24,5 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Son beş yıldır sektörün açık ara yatırım lideri konumundayız. Bu yatırımları hayata geçirirken çevresel ve toplumsal katma değeri her aşamada gözetiyoruz. “Yarına Sözümüz Var” mottomuzla teknolojiyi sorumlu kalkınmanın ana gücü haline getirmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
- Dijital altyapı yatırımlarınızda enerji verimliliği ve çevresel sürdürülebilirlik nasıl bir rol oynuyor?
Teknolojinin sunduğu imkanlarla enerji sarfiyatını düşürmeyi, doğal kaynakların tüketimini sınırlandırmayı ve iş süreçlerini dijitalleştirerek karbon salımını dizginlemeyi hedefliyoruz. Zira dijital dönüşüm ile yeşil dönüşüm birbirini tamamlayan ve birbirinden koparılamayacak iki temel kavram. Yeni çağın ekonomi dinamiklerinde şebekelerin yalnızca kesintisiz veri aktarması yetmiyor, enerji verimliliği yüksek ve ekosisteme duyarlı olması da zorunluluk arz ediyor. COP31 sahasındaki altyapı faaliyetlerimizi yürütürken de çevresel sorumluluklarımızı en önde tutuyoruz. Enerji tasarrufu sağlayan modern haberleşme üniteleri, yüksek verimli fiber kablolama ve kaynak kullanımını düzenleyen dijital yazılımlarla sahadaki operasyonu yeşil hedeflerimizle uyumlu kılıyoruz. Bizim açımızdan kritik olan nokta, salt hızlı bağlantı sağlamak değil bu sistemleri işletirken ortaya çıkan çevresel etkileri ve enerji sarfiyatını minimuma indirmek.

- Türk Telekom, COP31'de önemli bir rol üstleniyor. Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı bu organizasyon şirketiniz açısından nasıl bir stratejik önem taşıyor?
Ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek küresel iklim buluşması COP31'i, dijital ve yeşil dönüşüm yaklaşımımızın dünyaya yansıması olarak görüyoruz. COP31'in Master Partner'ı olarak yer alırken Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji destekçisi kimliğimizle organizasyonun tüm dijital yapısını uçtan uca üstleniyoruz. COP31, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisinde üstlendiği kritik misyonun yanında altyapı gücünü, yerli teknoloji geliştirme potansiyelini ve yeşil dönüşüm yaklaşımını dünyaya sergilemesi adına tarihi bir zemin sunuyor. Türk Telekom olarak 58 milyona yaklaşan abone tabanımız, 81 ilin tamamını saran 571 bin kilometrelik yaygın fiber ağımız ve ülke geneline yayılan 5G hizmetlerimizle Türkiye'nin iletişim omurgasını oluşturuyoruz. Bu büyük altyapı gücümüzü, ileri nesil haberleşme sistemlerimizi ve yetkin mühendislik birikimimizi zirve için tahsis ettik. “Yarına Sözümüz Var” anlayışıyla dijitalleşmenin sunduğu olanakları sürdürülebilir bir geleceğin teminatı haline getiriyoruz. Zirvedeki rolümüzü yalnızca telekomünikasyon desteği şeklinde okumuyoruz. Ülkemizin dijital ve yeşil dönüşüm ekseninde ortaya koyduğu küresel iddianın güçlü bir adımı olarak görüyoruz.

- COP31 için Antalya'da nasıl bir teknoloji altyapısı kurdunuz? Bu yatırımların zirve sonrasında da kullanılabilecek bir model oluşturması söz konusu mu?
Antalya'daki zirve merkezinin teknolojik altyapısını kurarken mevcut fiber ve mobil şebekemizin kapasitesinden, yeni nesil veri çözümlerimizden ve kurumsal tecrübemizden besleniyoruz. Alan genelinde yüksek bant genişliğine sahip, siber risklere karşı korumalı ve sıfır kesinti prensibiyle çalışan kapsamlı bir iletişim ağı tasarladık. Zirve yerleşkesine farklı güzergahlardan bağımsız yeni fiber hatlar çekerek her koşulda çalışabilecek yedekli bir bağlantı yapısı kurduk. Bölgeyi küresel ağlara yüksek kapasiteyle bağlayan bu altyapıyı, ihtiyaç halinde kapasite artışına imkan sağlayacak şekilde tasarladık. İleri teknoloji santral donanımlarını faaliyete geçirip çok yönlü optik bağlantılarla destekledik. Yedi gün 24 saat esasıyla izlenen ve yedeklenen bu yapı, dünyanın dört bir yanından gelecek delegasyonların ve binlerce uzmanın yoğun veri trafiğini sorunsuz taşıyacak güçte. 5G de dahil olmak üzere yüksek hız ve geniş kapsama alanı sağlayan mobil haberleşme altyapımızı tamamladık. Bunun yanında veri merkezi, ağ yönetim merkezi ve siber güvenlik operasyon merkezlerini içine alan bütüncül bir operasyonel mekanizma organize ettik. BM temsilcilerinden ülke delegasyonlarına, uluslararası ekonomi basınından sivil toplum paydaşlarına kadar tüm konuklarımıza eksiksiz bir dijital deneyim sunacağız. Burada kurduğumuz teknoloji standartları yalnızca COP31 ile sınırlı kalmayacak. Aynı zamanda bundan sonra organize edilecek küresel çaptaki organizasyonlar için yüksek kapasiteyi, sürdürülebilirliği ve siber güvenliği bir arada sunan örnek bir dijital model teşkil edecek.
- Dijitalleşmenin şirketlerin ve şehirlerin sürdürülebilirlik performansına katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Akıllı şehir çözümleriniz hangi alanlarda verimlilik sağlıyor?
Sürdürülebilir bir ekonomik düzenin inşasında dijitalleşmenin sağladığı verimlilik imkanlarını sanayinin, şehirlerin ve yeni girişimlerin kullanımına sunuyoruz. Nesnelerin interneti, yapay zeka, büyük veri analitiği ve 5G teknolojileri, ulaşım ağlarından atık yönetimine, enerji şebekelerinden belediye hizmetlerine kadar her alanda kaynak israfını önlüyor. Geliştirdiğimiz akıllı şehir platformlarıyla yerel yönetimlerin enerji sarfiyatını düşürüyor, trafik akışını rahatlatıyor ve kentsel verimliliği artırıyoruz. Veriyi akla, aklı kurumsal verimliliğe, verimliliği ise çevresel sürdürülebilirliğe dönüştüren çözümlerimizle toplum hayatına doğrudan değer katıyoruz.

- ASELSAN ile yerli akıllı telefon geliştirme projesi yürütüyorsunuz. Bu proje nasıl ortaya çıktı? Anadolu’da üretilecek telefonun hangi özellikleriyle küresel markalarla rekabet etmesini hedefliyorsunuz?
Milli teknoloji hamlesi vizyonumuzu son kullanıcı donanımlarına ve tüketici elektroniğine de yansıtıyoruz. Savunma sanayimizin öncüsü ASELSAN ile ortak yürüttüğümüz yerli akıllı telefon projesi bu stratejimizin en kıymetli adımlarından biri. Türk Telekom'un 5G, haberleşme protokolleri ve telekomünikasyon alanındaki mühendislik tecrübesiyle ASELSAN'ın üstün tasarım ve üretim gücünü bir araya getirdik. Türk mühendislerinin imzasını taşıyan bu telefon Anadolu'da üretilecek. Bizim nihai hedefimiz sadece yerli üretim etiketi taşıyan bir cihaz sunmak değil. Hedefimiz, işlemci performansı, donanım kalitesi, yazılım kabiliyeti ve sunduğu kullanıcı deneyimiyle kendi segmentinde güçlü biçimde rekabet edebilecek bir akıllı telefon modelini pazara kazandırmak.
- Ar-Ge ve yerli teknoloji geliştirme çalışmalarınızda hangi noktadasınız? Patent ve teknoloji ihracatında önümüzdeki dönem hedefleriniz neler?
“Teknolojiyi tüketen değil üreten Türkiye” vizyonumuz doğrultusunda yerli ve milli Ar-Ge faaliyetlerimize ara vermeksizin devam ediyoruz. Yapay zeka yazılımlarından yeni nesil haberleşme sistemlerine, kuantum iletişiminden siber güvenlik çözümlerine kadar geniş bir alanda Türk mühendisliğinin yetkinliğini gösteriyoruz. Ar-Ge odağımızı şirket kültürümüzün en temel yapı taşı olarak görüyoruz. Son iki yıldır Türkiye'de milli patent başvuru liderliğini açık ara elimizde tutuyoruz. 2025 yılında 921 adet yerli patent başvurusunda bulunduk.
Yerli kaynaklarla geliştirdiğimiz SEBA mimarili Netsia BB Suite çözümümüzün dünya genelinde 1,5 milyon haneyi aşan bir kapsama erişmesi, yerli yazılımımızın küresel telekomünikasyon pazarında kabul gördüğünün açık bir kanıtı. İştirakimiz Argela ile Silikon Vadisi'nin araştırma merkezlerinden Stanford Research Institute arasında gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında, geleceğin haberleşme mimarilerini ortak mühendislik birikimiyle geliştirmeye devam ediyoruz.

“405,8 MWe GÜNEŞ ENERJİSİ KAPASİTESİNİN İLK FAZINI DEVREYE ALDIK”
Çevre odaklı vizyonumuzun en somut operasyonel ayağını yenilenebilir enerji alanındaki büyük ölçekli yatırımlarımız oluşturuyor. Dijital altyapımızı geleceğe hazırlarken enerji üretim portföyümüzü de temiz kaynaklarla dönüştürüyoruz.
ÜÇ İLDE GÜNEŞ ENERJİSİ
Şirketimize tahsis edilen toplam 405,8 MWe güneş enerjisi santrali kapasitesinin ilk fazını Sivas'ta 96 MWe kurulu güçle devreye aldık. Projenin devamında Ağrı ve Malatya'da inşasını planladığımız yeni güneş enerjisi santralleriyle üretim kapasitemizi çok daha ileriye taşıyoruz.
JEOTERMAL PROJELER
Bu yatırımların yanı sıra İç Anadolu Bölgemizin jeotermal enerji potansiyelinden yararlanmaya dönük araştırma ve projelerimizi de sürdürüyoruz. Yenilenebilir üretim gücümüzü şebeke seviyesindeki enerji verimliliği projeleriyle tamamlıyoruz.
“1,1 MİLYAR DOLARLIK KAYNAĞI DİJİTAL VE ÇEVRECİ PROJELERE AKTARIYORUZ”
Sürdürülebilirlik hedeflerimizi reel sektör dinamikleriyle ve güçlü bir bilanço yapısıyla taçlandırıyoruz. Yeşil dönüşüm yaklaşımını kurumsal bir masraf kalemi olarak değil Türk Telekom'un orta ve uzun vadeli değer üretme kapasitesini artıran stratejik bir yatırım hamlesi şeklinde konumlandırıyoruz.
İKİ BÜYÜK İHRAÇ
Uluslararası sermaye piyasalarındaki güvenilirliğimiz sayesinde 2024 yılında 500 milyon dolar tutarında sürdürülebilir Eurobond, 2025 yılında ise 600 milyon dolar büyüklüğünde yeşil Eurobond ihracına imza attık. Böylece sürdürülebilir finansman araçlarıyla gerçekleştirdiğimiz ihraçların toplam büyüklüğü 1,1 milyar dolara ulaştı.
KAYNAKLARIN KULLANIMI
Gerçekleştirdiğimiz ilk Yeşil Eurobond ve Uluslararası Sukuk ihraçlarıyla temin ettiğimiz dış kaynakları, doğrudan dijital ve çevreci altyapı projelerimize aktarıyoruz.