2026 pazarlama ajandası, hız ve görünürlük yarışının ötesine geçmiş durumda. Bu dosyada yer alan 16 pazarlama lideri, tüketiciyle güvene dayalı, bağlamı doğru okuyan ve uzun vadeli değer üreten markaların nasıl inşa edildiğini gösteriyor. Veri, deneyim, empati, toplumsal etki ve ekosistem yaklaşımı bu yeni dönemin ortak dili haline geliyor. Tesadüf değil bu liderlerin tamamı aynı zamanda BUSINESS LIFE tarafından Eylül ayında açıklanan “Türkiye’nin Değer Yaratan 50 CMO’su” listesinde yer alıyor. Bugünü yöneten değil yarını kuran bu isimler, 2026’da pazarlamanın artık işin kalbinde konumlanan stratejik bir güç olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
GÜVEN BORÇA I g.borca@businesslife.com.tr
TÜKETİCİNİN GÜVEN ARAYIŞI
2026’ya girdik ve artık tüketici davranışlarını “trend” olarak tanımlamak bile yetersiz. Bugün pazarlamayı şekillendiren temel soru şu: Tüketici neden bana güvensin? Hız, görünürlük ve kampanya bolluğu etkisini kaybederken anlam, tutarlılık ve bağlam okuma becerisi öne çıkıyor. Tüketici, kendisine konuşan değil kendisini anlayan markaları tercih ediyor. 2026 Ocak itibarıyla kişiselleştirme bir teknoloji gösterisi değil doğru zamanda doğru faydayı sunabilme yeteneği. Güven, bu dönemin en değerli sermayesi ve yalnızca süreklilikle inşa ediliyor. Bu da pazarlamanın ajandasını sadeleştiriyor. Daha çok iş değil daha doğru sistemler. Veri, yapay zeka ve otomasyon ancak müşteri deneyimini gerçekten iyileştirdiği ölçüde anlam kazanıyor. Pazarlama artık işin sonunda devreye giren bir anlatıcı değil şirket stratejisinin başında yer alan bir ortak. Tüketici içgörüsü, iletişimin ötesine geçerek ürün, fiyatlama ve büyüme kararlarını belirliyor. 2026’da rekabet avantajı, yüksek sesle konuşmaktan değil doğru bağlamda hareket etmekten geliyor. Sürdürülebilir büyüme için markaların yatırım alanları net: Teknoloji kadar güven, deneyim ve organizasyonel yetkinlik. Bu dönemin kazananları, tüketiciyi hedef kitle değil uzun vadeli bir ilişki olarak gören markalar olacak. İşte 16 CMO ve her birinin temsil ettiği 16 trend.
BORA IŞIK I MULTINET UP PAZARLAMADAN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
MARKALAR ÇALIŞANLARINA NE SUNDUKLARINI DA YÖNETECEK

2026’ya girerken pazarlamada en sessiz ama en güçlü dönüşüm tüketiciden önce çalışanın merkezde konumlanmasıyla yaşanıyor. Artık markaların dış dünyaya anlattıkları kadar içeride neyi mümkün kıldıkları da büyümenin belirleyici unsuru. Çalışan deneyimi yalnızca insan kaynaklarının değil pazarlamanın da stratejik alanına dönüşmüş durumda. Çünkü içeride kurulan deneyim, dışarıda algılanan markayı doğrudan şekillendiriyor. Bu dönüşümün temelinde, sorumlu tüketim ve sürdürülebilirlik ekseninde değişen beklentiler yer alıyor. 2026 itibarıyla bireyler yalnızca ne satın aldıklarına değil, bu satın almanın çevresel ve toplumsal etkilerine de bakıyor. Bu hassasiyet, çalışanların günlük yaşam pratiklerinden kurumların iş yapma biçimlerine kadar uzanan bir etki alanı yaratıyor. Pazarlama, bu noktada yalnızca mesaj taşıyan değil davranışı yönlendiren, seçimleri kolaylaştıran bir ekosistem kurucusu rolü üstleniyor.
EN GÜÇLÜ ZEMİN
İşte Multinet Up Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Bora Işık da bu rolü üstlenenlerden biri. Işık özetle şöyle anlatıyor: “Çalışanlara sunulan yan haklar bu yeni dönemde işlev değiştiriyor. Yemek desteği, ulaşım çözümleri ya da kurumsal harcama sistemleri artık sadece operasyonel kolaylıklar değil çalışan refahını, sürdürülebilir tüketimi ve bilinçli seçimleri destekleyen temas noktalarına dönüşüyor. Pazarlama açısından bakıldığında bu alan markanın değerlerini günlük hayata entegre ettiği en güçlü zeminlerden biri haline geliyor. Veriler, bu dönüşümün hem kurumlar hem bireyler nezdinde hız kazandığını gösteriyor. İşverenlerin çalışanlara sunduğu desteklerin yaygınlaşması, bu desteklerin daha esnek, dijital ve ölçülebilir sistemler üzerinden yönetilmesiyle paralel ilerliyor. Aynı zamanda kullanıcı tarafında da çevresel etkiyi gözeten, israfı azaltan ve yerel üretimi destekleyen tercihler belirginleşiyor.”
EKMEL BAYDUR I MİGROS GRUBU PAZARLAMA İCRA KURULU ÜYESİ
VERİ GERÇEK ZAMANLI DENEYİME DÖNÜŞTÜRÜLECEK

2026’ya girerken perakendede pazarlamanın en kritik rekabet alanı veriyi yalnızca analiz eden değil onu gerçek zamanlı deneyime dönüştürebilen markalar etrafında şekilleniyor. Tüketicilerin hızla değişen ihtiyaç ve beklentileri, klasik segmentasyon yaklaşımlarının ötesine geçilmesini zorunlu kılıyor. Bugün pazarlama, “ne anlatalım”dan çok “neyi önden bilelim” sorusuna cevap arıyor. Migros’un uzun yıllardır inşa ettiği veri temelli yaklaşım da tam bu noktada anlam kazanıyor. Sadakat programları bu yeni dönemde yalnızca indirim ve puan mekanizması olmaktan çıkıyor. Geniş ölçekli müşteri verisini yapay zeka destekli sistemlerle işleyebilen perakendeciler, henüz ifade edilmemiş ihtiyaçları öngörebiliyor. Migros’ta bu içgörü tedarik zincirinden üretici ilişkilerine, kampanya kurgularından raf yönetimine kadar uzanan bütünsel bir etki alanı yaratıyor. Pazarlama, bu yapı içinde anlatan değil yönlendiren bir karar motoruna dönüşüyor.
AKILLI DENEYİM
2026’da kişiselleştirme müşterinin sürece aktif olarak dahil olduğu yaşayan bir deneyim mimarisi haline geliyor. Esnek ve kişiye özel kampanya yapıları, müşterinin kendi alışveriş yolculuğunu şekillendirebildiği modellerle birleşiyor. Online kanallarda geçmiş alışveriş davranışlarından beslenen arama sonuçları, hazır sepetler ve öneri sistemleri karar süresini kısaltırken memnuniyeti artırıyor. EkmeI Baydur, bu yaklaşımın Migros açısından yalnızca pazarlama değil bütünsel bir iş yapış biçimi olduğunu vurguluyor. Baydur’a göre veri müşteriyi daha çok konuşturmak için değil henüz söylenmeyeni anlamak için kullanılıyor. Sadakat programı üzerinden elde edilen içgörüler, müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini önden okumayı mümkün kılarken, aynı zamanda üreticilerin de bu sinyaller doğrultusunda aksiyon almasını sağlıyor.
ELİF GÖKTAŞ I BEYMEN CMO’SU
LÜKS DAHA AZ GÖRÜNÜR AMA DAHA ANLAMLI OLACAK

2026’ya girerken lüks dünyasında pazarlamanın tanımı köklü biçimde değişiyor. Gösteriş, yüksek sesli iletişim ve logo odaklı anlatılar yerini seçiciliğe, kürasyona ve bağlam yaratmaya bırakıyor. Yeni dönemde lüks markalar için rekabet avantajı, herkesin gördüğü olmak değil doğru yerde, doğru deneyimle var olabilmekten geçiyor. Beymen’in Tersane İstanbul’da açtığı mağaza, bu dönüşümün somut karşılıklarından biri olarak öne çıkıyor. Lüks tüketicide beklenti artık “daha fazlası” değil; “daha anlamlı olan”. Ürün kadar mekanın hikayesi, deneyimin bağlamı ve markanın bulunduğu çevre önem kazanıyor. Tersane İstanbul’daki Beymen mağazası, tam da bu nedenle klasik bir mağaza açılışının ötesinde konumlanıyor. Tarihi bir alanın içinde, kültür, sanat ve yaşamla iç içe kurgulanan bu lokasyon lüksü görünürlükten çok anlam üzerinden tanımlayan yeni yaklaşımı temsil ediyor. Pazarlama burada ürünü öne çıkaran değil markanın duruşunu mekan üzerinden anlatan bir role bürünüyor.
SESSİZ LÜKS
2026’da lüks, bağırarak anlatılan bir ayrıcalık değil doğru bağlamda kendini hissettiren bir deneyim haline geliyor. Sessiz lüks olarak tanımlanan bu yaklaşım, Beymen’in Tersane İstanbul’daki varlığında net biçimde karşılık buluyor. Mağaza yüksek trafik yaratmayı hedefleyen bir vitrin olmaktan çok, markanın kürasyon gücünü ve estetik anlayışını yansıtan bir buluşma noktası olarak kurgulanıyor. Deneyim, tekil alışveriş anlarından ziyade markayla kurulan uzun vadeli ilişkiyi besliyor. Elif Göktaş, bu yaklaşımın lüks markalar için artık bir tercih değil stratejik bir gereklilik olduğuna işaret ediyor. Göktaş’a göre yeni dönemde önemli olan markanın ne kadar sık konuştuğu değil, nerede, nasıl ve hangi bağlamda var olduğu. Tersane İstanbul’daki Beymen mağazası da bu bakış açısının bir uzantısı olarak zamansızlık, seçicilik ve kültürel bağ kurma ekseninde konumlanıyor.
GÜLİZAR ÖCAL DOĞAN I BESLER CMO’SU
MARKALAR DUYGUSAL SAHİPLENMEYLE BÜYÜYECEK

2026’ya girerken gıda sektöründe pazarlamanın en belirleyici dönüşümü, markaların yalnızca tercih edilen değil duygusal bağ kurulan yapılar haline gelmesiyle yaşanıyor. Araştırmalar, tüketicinin özellikle günlük ve pratik tüketim kategorilerinde güven, alışkanlık ve sevgi temelli markalara yöneldiğini ortaya koyuyor. Dondurulmuş gıda kategorisi de bu dönüşümün en net görüldüğü alanlardan biri. “Türkiye’nin Lovemark’ları” araştırması, SuperFresh’in dondurulmuş gıda kategorisinde tüketicinin zihninde ve kalbinde rakipsiz bir konuma ulaştığını gösteriyor. Kategoride başka bir markanın öne çıkmaması yalnızca bilinirliği değil güçlü bir duygusal sahiplenmeyi de işaret ediyor.
FİYAT KADAR BELİRLEYİCİ
Bu tablo, 2026 pazarlama ajandasında fiyat ve erişilebilirlik kadar marka yakınlığının da belirleyici hale geldiğini ortaya koyuyor. Gülizar Öcal Doğan’ın liderliğinde Besler’in yaklaşımı, dondurulmuş gıdayı yalnızca pratik bir çözüm değil güvenilen, evin bir parçası olarak görülen bir marka deneyimine dönüştürmeye odaklanıyor. Pazarlama burada yeni bir ihtiyacı yaratmaktan çok, mevcut ihtiyacı doğru duyguyla sahipleniyor. İletişim, ürün vaadinden ziyade markayla kurulan günlük ilişkiyi güçlendiren bir rol üstleniyor. 2026’da Besler’in temsil ettiği bu trend, gıda pazarlamasında Lovemark olmanın yalnızca büyük hikayelerle değil tutarlılık, güven ve hayatın içindeki görünmez temaslarla inşa edildiğini gösteriyor. Günlük tüketim markaları için büyüme, daha çok konuşmaktan değil daha çok sevilen bir yere dönüşmekten geçiyor.
HANDE ÖZAY YAĞCI I ALTERNATİF BANK MARKA, İLETİŞİM, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE MÜŞTERİ DENEYİMİ MÜDÜRÜ
ERİŞİLEBİLİR BANKACILIK REKABET AVANTAJINA DÖNÜŞECEK

2026’ya girerken bankacılıkta pazarlamayı yeniden tanımlayan en önemli başlıklardan biri, erişilebilirlik. Engelsiz bankacılık yalnızca bir sosyal sorumluluk alanı değil müşteri deneyiminin ayrılmaz bir parçası ve doğrudan rekabet avantajı yaratan bir unsur. Araştırmalar, dijital kanalları kullanamayan ya da eksik deneyim yaşayan her müşterinin yalnızca kayıp bir kullanıcı değil aynı zamanda kayıp bir güven alanı yarattığını gösteriyor. Bu yeni dönemde bankalar için asıl fark yaratan unsur, hizmeti herkes için eşit ve bağımsız şekilde erişilebilir kılmak. Görme, işitme ya da fiziksel engeli olan bireylerin bankacılık hizmetlerine aracısız ulaşabilmesi 2026 pazarlama ajandasında temel beklenti olarak konumlanıyor.
ALTERNATİF BANK’IN TEMSİL ETTİĞİ TREND
Pazarlama burada vaatten çok tasarımla konuşuyor; erişilebilirlik, iletişim dilinden dijital ürün kurgusuna kadar bütün temas noktalarına entegre ediliyor. Hande Özay Yağcı’nın liderliğinde Alternatif Bank’ın yaklaşımı, engelsiz bankacılığı ayrı bir proje olarak değil ana müşteri deneyiminin doğal bir parçası olarak ele alıyor. Bu bakış açısı, kapsayıcılığı bir hedef kitle tanımı olmaktan çıkarıp bankanın sunduğu deneyimin standart niteliği haline getiriyor. İletişim, engelleri anlatmak yerine onları ortadan kaldıran sistemleri görünür kılıyor. 2026’da Alternatif Bank’ın temsil ettiği bu trend, bankacılıkta büyümenin yalnızca dijitalleşmeyle değil dijitalin herkes için çalışır hale gelmesiyle mümkün olduğunu gösteriyor.
GAMZE GÜRKAN NUMANOĞLU I AKTİFBANK MÜŞTERİ DENEYİMİ VE İLETİŞİM GRUP BAŞKANI
DEĞER ENTEGRASYONDAN GELECEK

2026’ya girerken bankacılıkta pazarlamayı dönüştüren temel kırılma, bankaların ön planda olduğu değil arka planda sorunsuz çalışan yapılar haline gelmesiyle yaşanıyor. Tüketici artık bankaya gitmek, banka görmek ya da banka düşünmek istemiyor. İhtiyaç duyduğu hizmetin, doğru anda ve zahmetsizce karşısına çıkmasını bekliyor. Bu da bankacılığı ürün satan bir yapıdan, ekosistemleri besleyen bir altyapıya dönüştürüyor. Bu yeni dönemde değer, görünürlükten değil entegrasyondan doğuyor. Ödeme sistemleri, finansman çözümleri, dijital cüzdanlar ve gömülü finans uygulamaları kullanıcı deneyiminin doğal bir parçası haline geliyor.
AKTİF BANK’IN TEMSİL ETTİĞİ BU YAKLAŞIM
Pazarlama ise bu yapıda yüksek sesle konuşan bir alan olmaktan çıkıp “çalışan sistemi” anlatan bir role evriliyor. Markanın gücü, ne kadar görünür olduğuyla değil ne kadar sorunsuz çalıştığıyla ölçülüyor. Gamze Numanoğlu’nun liderliğinde Aktif Bank’ın temsil ettiği bu yaklaşım, bankacılığı tek başına bir temas noktası olmaktan çıkarıp farklı sektörlerle, platformlarla ve iş modelleriyle entegre çalışan bir yapı olarak konumluyor. Pazarlama burada yeni bir alışkanlık yaratmıyor var olan alışkanlıkların içine görünmeden değer ekliyor. Görünmezleşen bankacılık, bu dönemde markalar için en görünür başarı kriteri haline geliyor.
NAZIM ERDOĞAN I sahibinden.com CMO’SU
PAZAR YERLERİ ARAMA NOKTASI DEĞİL KARAR ALTYAPISI OLACAK

2026’ya girerken pazarlamada en belirgin kırılmalardan biri, pazar yerlerinin rolünün kökten değişmesiyle yaşanıyor. Artık kullanıcılar yalnızca ürün ya da ilan aramıyor; zaman kazanmak, belirsizliği azaltmak ve doğru kararı vermek istiyor. Araştırmalar, dijital olgunluğa ulaşmış pazarlarda kullanıcı beklentisinin daha çok seçenekten çok daha net yönlendirmeye kaydığını gösteriyor. Türkiye’nin 2020 itibarıyla e-ticarette olgun pazarlar arasına girmesi, bu dönüşümü hızlandıran temel eşiklerden biri oldu. Bu yeni dönemde pazarlama, platformlar için görünürlükten çok güven ve akış tasarımı anlamına geliyor. Kullanıcıların bir kısmı dijital alışkanlıklarını kalıcı hale getirirken bir kısmı fiziksel dünyaya geri dönüyor. Bu hibrit davranış modeli, pazar yerlerini yalnızca online işlemin değil dijital ile fiziksel arasında köprü kuran yapılara dönüştürüyor. Güvenli ödeme, kolay iade, görüntülü deneyim gibi çözümler bu nedenle birer ek özellik değil karar sürecinin temel bileşenleri haline geliyor.
sahibinden.com’UN TEMSİL ETTİĞİ YAKLAŞIM
Nazım Erdoğan’ın liderliğinde sahibinden.com’un temsil ettiği trend, pazarlamayı ilan sayısı ya da trafik büyüklüğüyle değil kullanıcıya kazandırılan zaman ve netlikle tanımlıyor. Büyük veri, yapay zeka ve makine öğrenimi burada kullanıcıyı yönlendirmek için değil karmaşıklığı sadeleştirmek için kullanılıyor. Platformun değeri, kullanıcıyı sitede tutmasından değil aradığını hızlı ve güvenli biçimde bulmasını sağlamasından geliyor. 2026’da sahibinden.com’un temsil ettiği bu yaklaşım pazar yerlerini birer vitrin olmaktan çıkarıp karar altyapısına dönüştürüyor.
MURAT ZENGİN I PETROL OFİSİ CMO’SU
AKARYAKITTA MOBİLİTE DENEYİMİ ZAMANI

2026’ya girerken enerji sektöründe pazarlamanın odağı, satılan ürünün kendisinden çok kullanıcının yolculuk boyunca yaşadığı deneyime kayıyor. Akaryakıt artık tek başına bir değer önerisi değil hız, erişilebilirlik, hizmet çeşitliliği ve dijital temas noktalarıyla anlam kazanan bir mobilite ekosisteminin parçası haline geliyor. Tüketici için istasyon yalnızca yakıt alınan bir durak değil zaman kazandıran, hayatı kolaylaştıran bir temas noktası olarak yeniden tanımlanıyor. Bu dönüşümde pazarlamanın rolü de köklü biçimde değişiyor. 2026 pazarlama ajandasında enerji markaları için rekabet avantajı, fiyat iletişiminden çok deneyim tasarımında ortaya çıkıyor. Dijital ödeme çözümleri, sadakat programları, kişiselleştirilmiş teklifler ve istasyon içi hizmetlerin entegrasyonu markayı yolculuğun doğal bir parçası haline getiriyor. Pazarlama burada akışı yöneten bir rol üstleniyor. Murat Zengin’in liderliğinde Petrol Ofisi’nin temsil ettiği bu trend, akaryakıt markasını yalnızca enerji sağlayıcısı olmaktan çıkarıp, mobil yaşamın altyapı markalarından biri olarak konumluyor.
İstasyon ağı, dijital çözümler ve hizmet çeşitliliği birbirinden bağımsız unsurlar değil tek bir deneyimin parçaları olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, markanın temas ettiği her noktada tutarlı ve güvenilir bir deneyim sunmasını mümkün kılıyor. 2026’da Petrol Ofisi’nin temsil ettiği bu pazarlama trendi, enerji sektöründe büyümenin yolculuğu sahiplenmekten geçtiğini gösteriyor. Mobilite deneyimini merkeze alan bu yaklaşım, markayı ihtiyaç duyulan bir yol arkadaşı haline getiriyor.
ÖZDEŞ DÖNEN ARTAK I McDonald’s Türkiye CMO’su
GLOBAL MARKALAR YEREL HIZLA HAREKET EDECEK

Hızlı servis restoran sektöründe pazarlamayı yeniden tanımlayan temel dinamik, global gücü korurken yerel reflekslerle hareket edebilme becerisi. Tüketici artık markanın ne kadar büyük olduğundan çok kendisine ne kadar benzediğine ve beklentilerine ne kadar hızlı karşılık verdiğine bakıyor. Bu da pazarlamayı merkezi kampanyalardan, yerel içgörüyle beslenen çevik yapılara doğru itiyor.
MENÜDEN İLETİŞİM TONUNA
Yeni dönemde rekabet avantajı, standartlaşmış deneyimi bozmadan yerel beklentilere uyum sağlayabilmekten geçiyor. Menüden iletişim tonuna, kampanya kurgularından dijital temas noktalarına kadar her unsur, veriyle ve gerçek zamanlı geri bildirimlerle şekilleniyor. Pazarlama burada yalnızca mesaj üretmiyor operasyon, tedarik ve müşteri deneyimiyle birlikte çalışan bir koordinasyon merkezi haline geliyor. Özdeş Dönen Artak’ın liderliğinde McDonald’s’ın temsil ettiği bu yaklaşım, global bir markanın yerel pazarda “ev sahibi gibi” davranabilmesini mümkün kılıyor. Hız, bu yapının en kritik unsurlarından biri. Hem karar alma süreçlerinde hem tüketiciyle kurulan iletişimde çeviklik, markanın günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmesini sağlıyor.
2026’da McDonald’s’ın temsil ettiği bu trend, hızlı servis restoran pazarlamasında büyümenin yerel içgörü, hız ve tutarlılığın birleşiminden doğduğunu gösteriyor. Global marka olmak bu dönemde her yerde aynı olmak değil her yerde doğru şekilde var olabilmek anlamına geliyor.
CANER ALPASLAN I TAB GIDA CMO’SU
MAĞAZALAR DİJİTAL DENEYİM MERKEZİNE DÖNÜŞÜYOR

2026’ya girerken hızlı servis restoran sektöründe pazarlamanın odağı yalnızca dijital kanallar değil fiziksel mağazaların da dijital deneyimin aktif bir parçası haline gelmesiyle genişliyor. TAB Gıda’da mağazalar veri üreten, öğrenen ve tüketiciyle çift yönlü etkileşim kuran dijital deneyim merkezleri olarak konumlanıyor. Bu yaklaşım, dijitalleşmeyi ekranla sınırlı bir alan olmaktan çıkarıp sahaya taşıyor.
TAB GIDA’NIN TEMSİL ETTİĞİ TREND
Self-servis kiosklar, dijital menü panoları, mobil uygulama entegrasyonları ve temassız ödeme çözümleri mağaza içi deneyimi hız, kişiselleştirme ve kolaylık ekseninde yeniden tanımlıyor. Pazarlama açısından bakıldığında bu temas noktaları aynı zamanda gerçek zamanlı veri üreterek tüketici tercihlerini daha iyi okumayı mümkün kılıyor. Mağaza, bu sayede kampanyaların test edildiği, deneyimin optimize edildiği canlı bir platforma dönüşüyor. Caner Alpaslan’ın liderliğinde TAB Gıda’nın temsil ettiği bu trend, dijitalleşmenin operasyonla pazarlama arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını gösteriyor.
2026’da büyüme mağazayı dijital deneyimin kalbi olarak kurgulayan markalar için mümkün hale geliyor. Fiziksel alan ile dijital aklın birleştiği bu model, hızlı servis restoran pazarlamasında yeni standardı tanımlıyor.
CEYLAN ÖZMEN I TAVUK DÜNYASI CMO’SU
BÜTÜNSEL DENEYİM TASARIMI BÜYÜMENİN ANAHTARI OLACAK

2026’ya girerken yeme-içme sektöründe pazarlamayı dönüştüren temel yaklaşım, deneyimi tekil temas noktaları üzerinden değil uçtan uca tasarlanan bütünsel bir yolculuk olarak ele almak oluyor. Artık tüketici için lezzet tek başına yeterli değil. Markayla ilk temastan restorandan çıkış anına hatta sonrasındaki hatırlama duygusuna kadar her adımın birbiriyle uyumlu olması bekleniyor. Pazarlama bu noktada kampanya anlatan değil deneyimi kurgulayan bir disipline dönüşüyor. Tavuk Dünyası’nın temsil ettiği bu yaklaşımda restoran ürün, mekan, servis dili, marka tonu ve dijital temasların bir arada çalıştığı entegre bir deneyim alanı olarak konumlanıyor.
MÜŞTERİYLE KURULAN İLİŞKİ
Menüden sunum hızına, mekan atmosferinden iletişim diline kadar tüm unsurlar aynı hikayeyi anlatıyor. Böylece deneyim tutarlı ve akılda kalıcı bir bütün haline geliyor. Ceylan Özmen’in liderliğinde şekillenen bu bakış açısı, pazarlamayı yalnızca müşteri çekmeye odaklanan bir alan olmaktan çıkarıp müşteriyle kurulan ilişkinin tamamını yöneten bir yapı haline getiriyor. 2026’da Tavuk Dünyası’nın temsil ettiği bu trend, büyümenin daha iyi tasarlanmış, tekrar etmek istenen deneyimler yaratmaktan geçtiğini gösteriyor. Bütünsel deneyim tasarımı, markayı bağ kurulan bir noktaya taşıyor.
ROŞAN DİLEK I AGESA HAYAT VE EMEKLİLİK PAZARLAMA VE STRATEJİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
SADAKAT EMPATİYLE KURULAN İLİŞKİLERDEN DOĞACAK

2026’ya girerken sigorta ve bireysel emeklilik sektöründe pazarlamanın merkezine yerleşen en güçlü yaklaşım müşteriyle birlikte düşünmek ve karar yolculuğunu ortaklaşa tasarlamak. AgeSA’da müşteri buluşmaları bu anlayışın en somut karşılığı olarak öne çıkıyor. Bu buluşmalar bir geri bildirim toplama alanından çok markanın yönünü müşterileriyle birlikte belirlediği stratejik bir paylaşım zemini olarak konumlanıyor. Roşan Dilek’in liderliğinde şekillenen bu yaklaşımda başarının temeli ihtiyaçları doğru okumak, empatiyle yaklaşmak ve her temas noktasında güveni güçlendirmek olarak tanımlanıyor. Gelen her geri bildirim, deneyimi geliştiren ve markayı ileri taşıyan bir değer olarak ele alınıyor.
“İYİ Kİ VAR”
Pazarlama burada samimi ve sürdürülebilir ilişkiler kuran bir rol üstleniyor. Bu anlayış deneyimin hız, sadelik ve pürüzsüzlük ekseninde yeniden tasarlanmasını da beraberinde getiriyor. Derin veri analizleriyle bireysel ihtiyaçları önden görebilen sistemler, teknolojinin stratejik bir ortak olarak konumlanmasını sağlıyor. 2026’da AgeSA’nın temsil ettiği bu trend, finansal hizmetlerde büyümenin empatiyle tasarlanmış, uzun vadeli bir yol arkadaşlığı kurmaktan geçtiğini gösteriyor. Deneyimi merkezine alan bu yaklaşım, markayı “iyi ki var” denilen bir güven ortağına dönüştürüyor.
ZEYNEP ÖZDEN I TÜRK TELEKOM PAZARLAMA VE MÜŞTERİ DENEYİMİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
AYRICALIK EKOSİSTEMİ DÖNEMİ

2026’ya girerken telekom sektöründe pazarlamanın yönünü belirleyen temel yaklaşım, bağlantı sunmanın ötesine geçerek hayatın tamamına dokunan bir değer alanı yaratmak oluyor. Artık hız, kapsama alanı ve teknoloji tek başına yeterli değil. Tüketici, markanın kendisine günlük yaşamda ne kazandırdığına, ne kadar “değerli hissettirdiğine” bakıyor. Bu da telekom markalarını bir hizmet sağlayıcıdan çok, yaşamı kolaylaştıran ekosistemlere dönüştürüyor. Türk Telekom’un Prime çatısı altında sunduğu yaklaşım, bu dönüşümün güçlü bir örneğini oluşturuyor. Pazarlama burada tarife anlatan bir yapıdan çıkıp seyahatten kahveye, dijital servislerden etkinliklere uzanan bütünsel bir ayrıcalık dünyası kurguluyor. Prime, yalnızca bir müşteri segmenti değil markayla kurulan ilişkinin derinliğini artıran bir deneyim alanı olarak konumlanıyor. Bu sayede müşteri memnuniyeti, kampanyayla değil süreklilikle inşa ediliyor. Zeynep Özden’in liderliğinde şekillenen bu yaklaşımda müşteri deneyimi, büyümenin ana motoru olarak ele alınıyor.
DOĞRU DENEYİM KURGUSU
Faturalı segmentte elde edilen güçlü ve sürdürülebilir büyüme, teknolojik yatırımlar kadar doğru deneyim kurgusunun da sonucu olarak öne çıkıyor. Pazarlama, altyapı gücünü görünür kılmakla yetinmiyor bu gücü müşterinin hayatında somut faydaya dönüştürüyor. 2026’da Türk Telekom’un temsil ettiği bu trend, telekom pazarlamasında rekabetin fiyat ya da hızdan çok kurulan ekosistemin zenginliğiyle belirleneceğini gösteriyor. Ayrıcalık sunabilen, müşteriyi merkeze alan ve her temas noktasında değer üreten markalar bu dönemde vazgeçilmez hale geliyor.
GÜL SAĞIR AYDIN I TURKNET BÜYÜMEDEN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
MARKALAR DURUŞUNU NETLEŞTİRECEK

2026’ya girerken telekom ve teknoloji markaları için pazarlamanın en kritik başlıklarından biri, ne sunduklarını anlatmaktan önce neyi temsil ettiklerini netleştirmek oluyor. Kullanıcılar artık teknik detaylardan çok markanın hayata ve teknolojiye nasıl baktığını, kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğunu önemsiyor. Bu da marka kimliğini yalnızca görsel bir yenilenme değil stratejik bir duruş beyanı haline getiriyor. Turknet’in yenilenen marka kimliği, bu yaklaşımın güçlü bir örneğini sunuyor. Odak noktası yalnızca altyapı yatırımlarını büyütmek değil internet deneyimini yeni nesil kullanıcı beklentileriyle uyumlu, sade ve anlaşılır bir zemine taşımak. Pazarlama burada teknolojiyi erişilebilir kılan bir duruşla konuşuyor.
DAHA GÜÇLÜ VE KALICI BAĞLAR
Kimlik, markanın yıllar içinde kazandığı ezber bozan tavrı daha görünür ve daha net hale getiriyor. Yeni marka dili hız, çeviklik ve kullanıcıyla aynı hizada olma fikri etrafında şekilleniyor. Akışkan formlar, küçük harf kullanımı ve enerjik renk paleti markanın yukarıdan konuşan değil kullanıcıyla yan yana duran yaklaşımını yansıtıyor. Pazarlama burada sadeleştiren, netleştiren ve özgürleştiren bir rol üstleniyor. İnternet, teknik bir hizmetten çok hayatın doğal bir parçası olarak konumlanıyor. Gül Sağır Aydın’ın liderliğinde şekillenen bu yaklaşımda iletişim, hız yarışına girmekten ziyade “internetin nasıl olması gerektiğini” tarif ediyor. Dijital mecralarda yayımlanan film serileri de kullanıcıyı düşündüren, gülümseten ve merak uyandıran bir anlatı kuruyor. Basitlik, şeffaflık ve sınırsızlık markanın temel karakteri olarak sunuluyor. 2026’da Turknet’in temsil ettiği bu trend, pazarlamada büyümenin duruşu netleştirmekten geçtiğini gösteriyor. Kimliğini sade, tutarlı ve cesur biçimde ortaya koyan markalar, bu dönemde kullanıcıyla daha güçlü ve kalıcı bağlar kuruyor.
EZGİ YILDIZ KEFELİ I MERCEDES-BENZ OTOMOBİL PAZARLAMA VE KURUMSAL İLETİŞİM GRUP MÜDÜRÜ
TOPLUMSAL ETKİ STRATEJİNİN MERKEZİNDE

2026’da pazarlamada en net ayrışma noktalarından biri, markaların toplumsal etkiyi yan bir iletişim alanı olarak değil uzun vadeli marka stratejisinin merkezinde konumlandırması olacak. Tüketiciler markaların hangi toplumsal boşluklara anlamlı ve sürdürülebilir katkı sunduğuna da bakıyor. Bu da sosyal sorumluluğu dönemsel projelerden çıkarıp, ölçülebilir ve kalıcı platformlara dönüştürüyor. Mercedes-Benz’in She’s Mercedes çatısı altında hayata geçirdiği She’s Mentoring Programı, bu yaklaşımın güçlü bir örneğini oluşturuyor.
GERÇEK FAYDA VE SOMUT ÇIKTI
Program; kadınların bilgi, deneyim ve liderlik birikimlerini genç kadınlarla paylaşabildiği, gerçek fayda ve somut çıktı üreten bir gelişim alanı olarak konumlanıyor. Yedi ay süren mentorluk süreci, yalnızca ilham vermekle kalmıyor iş fikirlerinin hayata geçmesini destekleyen yapısıyla sosyoekonomik güçlenmeye doğrudan katkı sağlıyor.
Ezgi Yıldız Kefeli’nin temsil ettiği bu bakış açısında pazarlama, hikaye anlatan bir alan olmaktan çıkıp etki yaratan bir yapı haline geliyor. Sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ve yaratıcı endüstriler gibi stratejik alanlarda desteklenen projeler, markanın geleceğe dair duruşunu görünür kılıyor. Ödüller, sertifikalar ve somut yatırımlar ise bu etkiyi ölçülebilir ve kalıcı kılıyor. 2026’da Mercedes-Benz’in temsil ettiği bu trend, güçlü markaların topluma dokunmakla yetinmeyip toplumsal dönüşümün aktif bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
CEREN ACER KEZİK I GARANTİ BBVA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
GENÇ TÜKETİCİYLE İLİŞKİ YENİDEN TANIMLANIYOR

2026’ya girerken pazarlamada en köklü dönüşümlerden biri, genç tüketiciyle kurulan ilişkinin yeniden tanımlanmasıyla yaşanıyor. Artık gençler bankalardan yalnızca finansal ürünler değil rehberlik, destek, aidiyet ve yaşam tarzlarına uyumlu çözümler bekliyor. Bu yeni dönemde pazarlama, gençlerin hayatına eşlik eden bir role evriliyor. Garanti BBVA’nın gençlik stratejisi de bu dönüşümün güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Araştırmalar, gençlerin bankacılığı uzun süre “soğuk ve uzak” bir alan olarak gördüğünü gösteriyor. Ancak aynı gençler, günlük hayatlarının neredeyse tamamını mobil üzerinden yönetiyor. Bu çelişki, pazarlamayı klasik kampanya dilinin dışına çıkararak deneyim, empati ve duygusal bağ eksenine taşıyor.
FİNANSAL YOL ARKADAŞI
Garanti BBVA’nın yaklaşımında pazarlama, gençlerin yalnızca işlemlerini kolaylaştıran değil onları anlayan, yönlendiren ve destekleyen bir yapı kuruyor. Ceren Acer Kezik’in vurguladığı gibi gençlerin beklentileri ücretsiz, hızlı, mobil tabanlı ve rehberlik sunan deneyimler etrafında şekilleniyor. Bu nedenle pazarlama gençlerin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış alanlar yaratmaya odaklanıyor. Mobil uygulamalardaki gençlere özel alanlar, kişiselleştirilmiş teklifler, mikro birikim çözümleri ve bonus sistemleri; finansal hizmetleri gündelik yaşamın doğal bir parçası haline getiriyor. Bu yaklaşım, bankayı finansal yol arkadaşına dönüştürüyor. Pazarlama burada gençlerin hayat döngüsünü okuyan, onların karar anlarına eşlik eden ve güveni deneyim üzerinden inşa eden bir rol üstleniyor. Bankalar için büyümenin anahtarı gençlerin hayat yolculuğunda anlamlı bir yer edinebilmekten geçiyor.