PROF. DR. SİNAN CANAN I AÇIKBEYİN KURUCU BAŞKANI / YAZAR
Duyguları okuyabilmek, kişisel hayat yönetiminin en temel becerisidir. Sadece iş dünyasında değil eğitimden özel yaşamımıza hatta ilişkilerimize kadar hemen her alanda yıllarca birileri bize “Duygularını kapının dışında bırak, aklını ve mantığını kullan” demiştir. Eminim bunu siz de çok duydunuz. Mantıklı olanın sadece veri ve akıl olduğu, duyguların ise kararlarımızı bulandıran birer zayıflık olduğu neredeyse bize zorla öğretildi. Oysa psikoloji ve modern nörobilim bize bambaşka bir şey söylüyor. Duygularımız olmadan, bırakın başarılı olmayı, öğle yemeğinde ne yiyeceğimize dair en basit kararı bile vermemiz neredeyse imkansızdır. Duygu farkındalığı, sadece bir “yumuşak beceri” (soft skill) değil yeni dünyanın en keskin navigasyon sistemidir.
EVRİMSEL BİR KISAYOL OLARAK DUYGULAR
Duygular, akıl ve mantığımızın yetmediği, durumun çok karmaşık olduğu veya saniyeler içinde karar verilmesi gereken anlarda bedenimizi topyekün harekete geçirmek için kullanılan evrimsel kontrol mekanizmalarıdır. İnsanın Fabrika Ayarları (İFA) zemininden bakarsak duygular bizi tehlikelerden koruyan, kaynaklarımızı korumamızı sağlayan veya sosyal bağlarımızı güçlendiren çok hızlı yanıt sistemleridir. Ancak doğada hayat kurtaran “öfke”, “korku” veya “kaygı” gibi mekanizmalar, modern ofislerin, karmaşık dijital ağların ve kalabalık şehirlerin içinde bazen rotasını şaşırıp bizi çokça sıkıntıya sokabilir. Bunun en önemli sebeplerinden biri o duyguların hizmet etmesi gereken doğal ortamımızın dışında, tamamen suni bir dünyada yaşıyor olmamız. Belki de o nedenle hemen hepimiz duygulardan adeta korkar olduk. Halbuki amaç duyguları yok etmek değil onların ne dediğini anlayan bir “tercümana” dönüşmek olursa işler yoluna girmeye başlıyor.
DUYGUSUZ BİR AKIL NEDEN ÇÖKER?
Ünlü sinirbilimci Antonio Damasio’nun literatüre geçen “Elliot” vakası, bu konudaki en çarpıcı örneklerden biri. Descartes’in Yanılgısı adlı klasikleşmiş kitabında, beyninin duygu merkezleri ile rasyonel merkezleri arasındaki bağları yitiren Elliot’un, IQ testlerinde hala dahi seviyesinde olmasına rağmen hayatının tam bir felakete dönüştüğünü öğreniyoruz. Çünkü duygusal bir ağırlık (değer atfı) olmadan rasyonel akıl, seçenekler arasında sonsuz bir döngüye giriyor ve isabetli kararlar verme yeteneğini yitiriyor. Yani duygularımızdan gelen sinyalleri dinleyemiyorsak hayatımızda karar verirken çok zorlanmamız ve büyük hatalar yapma riskiyle karşı karşıya kalmamız oldukça olası görünüyor. Evet, kararlarımızı aklımız verir ama o kararı diğer seçenekler arasından seçmemizi sağlayan en kıymetli ipuçları duygulardan gelir.
SESSİZLİĞİN İÇİNDEKİ FISILTILAR
Efsanevi yönetmen Steven Spielberg bir konuşmasında şöyle der: “Ben duygularıma kulak vererek başarılı oldum. Ama bir sorun var aklım bağırırken duygularım fısıldıyor. Onları duymak için sessizliğe ihtiyacım var.” Bu muazzam tespit, geçtiğimiz aylarda konuştuğumuz “Yavaşlamak ve Durmak” eyleminin neden bu kadar hayati olduğunu da bize tekrar hatırlatıyor. Anlık duygu dalgalanmalarının (hırs, anlık öfke, geçici heyecan vb.) yarattığı gürültüden sıyrılıp derindeki o bilge duyguları okuyabilen insanlar hem iş hem özel hayatlarında çok daha başarılı oluyor. Sessizlik ve iç gözlem, duygularımızı okumanın hassas laboratuvarıdır.
KENDİNİ OKUYAN, DÜNYAYI OKUR
Duygu farkındalığı sadece kendimizle ilgili değildir. Kendi içindeki duygu haritalarında ustalaşan insanlar, başkalarının duygularını okumakta ve empati kurmakta da doğal bir üstünlük kazanırlar. Bir liderin en büyük gücü, ekibinin fısıltılarını (satır aralarındaki kaygıları veya umutları) duyabilmesidir. Kendi korkusunu tanıyan, başkasının korkusunu yönetebilir. Kendi heyecanını fark eden, başkasını motive edebilir. Anlık tepkilerden derin duyguları anlamaya uzanan bu yolculuk, bizi sadece “tepki veren bir canlı” olmaktan çıkarıp “etki yaratan bir özneye” dönüştürme potansiyeli taşıdığı için çok ama çok önemlidir.
Bu Ayın Pratiği: Gün içinde yoğun bir duygu hissettiğinizde (ani bir can sıkıntısı, sebepsiz bir sevinç veya gerginlik) hemen eyleme geçmeyin. Durun ve Spielberg’in dediği o sessizliği yaratın. Kendinize şu soruyu sorun: “Şu an bedenimin neresinde ne hissediyorum ve bu his bana ne anlatmaya çalışıyor?” Duygunuzun “fısıltısını” duymaya başladığınızda aklınızın bağırmasına gerek kalmadığını fark edeceksiniz. Duygularınızı yönetmek için önce onları dinlemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Nasıl yapılacağı konusunda daha detaylı bilgi edinmek ve yöntemleri öğrenmek istiyorsanız sizi www.acikbeyin.com adresine bekliyoruz. Özellikle Prof. Dr. Nalan Kuru ve ekibinin bu konudaki çalışmaları, hayatımıza ışık tutacak nitelikte. Serimizin bir sonraki bölümünde ise bu yöntemlerle pekiştireceğimiz içsel netliğin dış dünyaya yansımasına ve yeni dünyanın en çok meydan okuyan becerilerinden biri olan “Kendini İfade Edebilme” becerisine odaklanacağız.